Yaşanmaması Gereken

İnsan yaşamında kimi günler çok tatsızdır. Böyle kötü günlerin hiç yaşanmaması ne güzel olurdu. Ama yaşam bu… Şimdi hiç yaşamak istemediğim günleri düşünüyorum.12 Mart faşizmi… 6 Mayıs 1972… Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan o gün katledildiler… Üzülmek bile suçtu. Gizli üzüldük, içimize attık… 12 Eylül faşizmi… işkenceler… idamlar… Kenan Evren’in kürsülerden bağırması, “asmayalım da besleyelim mi” halkın çokluk çığlığa “As… as” demesi…

19 Mart

19 Mart 2025 Çarşamba, hiç yaşamak istemediğim bir gün. Öncesinde duyumsuyorum, hiç yaşanmasını istemediğim güne gidiyorduk. Gidiş o gidişti çünkü. 19 Mart Çarşamba günü televizyonu açtıkta, gün, yaşanmaması gereken güne dönüşüverdi. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması geçersiz saymış… Ekrem İmamoğlu’yla yol arkadaşları gözaltına alınmış, …dır…. Nedir…. N’oluyor… çok yanlış… derken yaşanmaması istenen gün bir daha başladı. Ama ben güne sevinçli başlayacaktım. Sevinçli bir yazı yazacaktım. Adnan Özyalçıner için yazdığım kitap baskıya girmişti. Kitabın sevincini yazacaktım. Olanları gördükte kalakaldım. Gün, yaşanması istemeyen kara güne dönüverdi.

Uzaklar

O sıra uzaklara gitmeyi düşündüm. Bir trene bineyim, uzaklara… çok uzaklara gitmeliyim. Hiç iz bırakmadan karlı dağları aşa aşa gitmeyelim.  Birden anımsadım. Düşlerimdeki adamdı o… karlı dağları aşan. Yaşanan güne dönmeli, gerçeği yaşamalı acı da olsa. Çünkü tarihten geliyoruz, tarihe gidiyoruz.

 

Tarih Bilimi

İbn Haldun, şöyle der, “Derinliğine bakıldığında, tutarlı bir bakıştır tarih. Bir incelemedir. Olup bitenlerin nedenlerini, nasıl başlayıp, nasıl geliştiğini ortaya koymalıdır. Olayların ‘nasıl’larını ‘niçin’lerini  derinlemesine bilmelidir. Bundan dolayı tarih temel bilimdir.”(1)

Yanlış Adım

Türkiye demokrasiye girerken yanlış adım attı. Demokrasiyi kollayacak, yaşatacak halkta demokrasi kültürü yoktu. Ölümüne parti tutmak demokrasi sanıldı. Yalnız halk değil, parti başkanları da demokrasi kültüründen uzaktı. Ama demokrasi, hak hukuk özgürlük doğuştan edinilmiş değerler değildir.

Hem  tek tek bireyler… hem uluslar bu değerleri oluşturmak için yüzyıllarca savaşım vermişlerdir. Böylece demokrasi… özgürlük….hukuk… adalet kavramları nesnel-gerçek anlamına kavuşmuştur. Bizde bu kavramlar öznellikten kurtulamaz. Dahası devlet anlayışı öznel “Devlet benim”de bencilleşti. Yargı, yürütme, yasama tek kişide toplandı. 

Tarih bilimi, açısından ülkemizin temel sorunu budur.

Devlet Varlık Nedeni

Sorun Ekrem İmamoğlu’nun yargılanmasından öte değişik bir konumdadır. Sorun şudur. Devlet, politik bir arlıktadır. Böylece sosyal  birliği içine alır. Oysa bugün devlet politik varlık olmaktan çıkmış, yargı, yürütme, yasama erkini bir kişiye veren “Kişisel Devlet” olmuştu.  “Kişisel Devlet” sosyal varlığın bir bölümünü dışlamakta. Yargılanan  Ekrem İmamoğlu değildir, sosyal birliğin bir bölümüdür. Bu söylediklerim çok iyi kavranması gereken devlet felsefesidir. Bu konuda Takiyettin Mengüşoğlu şöyle der, “Bizim tarihimizde Atatürk, örneği az bulunan bir devlet adamıdır. Atatürk, hakiki bir devlet adamıdır. Atatürk, hakiki bir devlet adamı niteliğiyle, yeniden kurulacak devletin somut problem ve fenomenlerini göz önünde bulundurarak hareket etmiştir. Çünkü devlet adını alan “politik varlık” bir “sosyal birliğin” yaşama istemeni ifade eder. Eğer bir ulus, ulus olarak göçüp gitmek istemiyorsa, onun kendi "varlık koşulu” olan devletin kuruluş ve gelişme temeli üstünde düşünmesi gereklidir. Böylece bir görüş, herkesi bütünü kavramalıdır. Birey, bir çok Doğu ülkelerinde olduğu gibi, kendisini devlet denen “politik varlığın” dışında ya da üstünde görmemelidir.”(2)

Ortaçağın Sistemi

Hiçbir islam ülkesi “sosyal birliği” sağlayamadı. Mezhep kavgalarıyla, erk kavgalarıyla dağılıp gittiler. Osmanlı, erk için kundaktaki bebekleri bile katlettiler. Atatürk , devlet adamı niteliğiyle Ortaçağ anlayışını yıktı. Bağımsız bir ulus olarak laiklik ilkesiyle “sosyal birliği” barışa kavuşturdu. Devlet felsefesi açısından laiklik “sosyal birliğin” barış içinde yaşamasıdır. 

Ekrem İmamoğlu’nu ezme… susturma politikası, laikliği silme politikasıdır.

Gerçeğin Gücü

İbn Haldun, İslam dünyasındaki tarihçilerden yakınır. Uydurdukça uydururlarmış. Yalnız İmamoğlu için değil “Gezi davası” diye uyduruk savlarla birçok kişiyi hapsettiler. En yenisi ev hapsi verilen İsmail Saymaz. Bu konuda Ibn Haldun şöyle der, “Bununla birlikte gerçeğin gücüne karşı konulamaz. Yanlışın şeytanı, tutarlı görüşün silahıyla yok edilebilir.”(3)

  1. Ibn Haldun, Mukaddeme Cilt1, Çev:Turan Dursun, Onur Yayınları, Ankara 1997, Y-65
  2. Takiyettin Mengüşoğlu, Devlet ve Hukuk Felsefesi, Felsefeye Giriş, Remzi Kitabevi, İstanbul 2003, Y-282-83

3.    Ibn Haldun age.