Neoliberal kapitalizm döneminde insan-2

15 Mayıs 2022 Pazar

Ertürk Akşun

Yeni üretim modeline geçmek sadece firmaların çalışma yapısını değiştirmekle mümkün değildi. Bunun ideolojik olarak da halkın beynine çivi gibi çakılması gerekiyordu. İlk ideolojik söylem sürekli tekrar ettiğimiz gibi; sanal bir özgürlük düşüncesi oldu. Hızlı ve dayanıksız üretim modelinin hayata geçmesi için tüketim kültürünün topluma yerleşmesi gerekiyordu. Tüketim kültürünün beyinlere yerleşmesinin yolu ise, sürekli değişim fikrinin yani ‘değiştirmezsen yok olursun’ düşüncesinin oluşmasıydı. Özgürlük artık sürekli değiştirmekle mümkündü. Yeni bir işe başlayan emekçi ve beyaz yakalı için süreklilik değil, ”ne zaman başka bir işe geçerim” düşüncesi hâkim olmaya başladı. İnsanlar için değişim çok önemli bir hale getirildi. Uzun hayaller yerine, kısa, geçici hayallerin peşine düşmezse, hayatı ıskaladıklarını sanmaya başladılar.. Durmak ölümle eş değer hale geldi. Aynı değişimi aile ilişkisinde ve aşk ilişkilerinde de tespit etmek mümkün.
Yeni ekonominin en temel prensibi esnek üretim modeline geçmek oldu. Esnek üretim, katmanlarının ve iş tanımının belirsizleşmesi, patronun görünmez olması ve taşeronluk sitemi, daha sonrada bu taşeronluk sisteminin, küreselleşme yoluyla, taşeronluğun ülke sınırlarının dışına taşması ilk elden tespit ettiklerimiz.

Yazının ilk bölümünde bahsettiğimiz gibi otokratik kapitalizmle, neoliberal kaptializm arasında ki en önemli fark, kurumlar arasındaki katmanlaşmanın ortadan kalkmasıdır.

Patron, taşeronluk sisteminden faydalanarak üstündeki sorumluluk yükünden büyük oranda kurtulur. Bürokratik devlet yapısında, vergiler, sigorta vs. gibi patronun sırtındaki sorumluluklar bu taşeronluk sistemiyle lav edilmiş oldu. Taşeronluk sistemiyle şirketler sürekli çalışan yerine, ihtiyacı oldukça üretimi yapacak taşeronlar sayesinde, eleman yükünden kurtuldu. Bu yüzden şirket bir şişer, bir daralır, işin yoğunluğuna göre hareket ettikçe çalışan sayısı arttırıldı ya da eksiltildi.
“Emek gücünün “geçicileşmesi”, dışarıdan geçici çalışanlar ya da taşeronlar kullanılmasından daha fazlasını ifade eder; firmanın iç yapısıyla ilgilidir. Çalışanlar üç ya da altı aylık sözleşmelerle bağlanabilir ve bu sözleşmeler çoğu zaman yıllar sonra yenilenir; böylelikle işveren sağlık ya da emeklilik sigortası primlerini ödemekten kaçınabilir. Dahası, kısa vadeli sözleşmelerle çalışan işçiler görevden göreve kolaylıkla hareket ettirilebilir, sözleşmeler firmanın değişen etkinliklerine uyacak şekilde değiştirilir. Ve firma, personelden sıyrılıp kurtularak ya da personel ekleyerek, hızla daralabilir ve genişleyebilir.” Senet- Yeni Kapitalizm Kültürü

Esnek üretim modeline baktığımızda karşımıza şu çıkar; daha önceki dönemde görev odaklı emek sürecinde, görevini yaparsın ve zincirin bir halkası olarak ya ödüllendirilirsin ya da görmezden gelinip işine devam edersin. Sürekli yer değiştirilen emekte ise gelecek kestirilemediği için ne olacağını da kestiremez emekçi. Esnek model, çalışanlar için sürekli değişime toleranslı olmak demektir. Sürekli toleranslı olmak çalışan için sahtekarlığı da beraberinde getirir. Bir ergenin kendine yer edinmesi için başvurduğu sahtekarlıkla eş değerdir bu durum ve bu bir süre sonra davranış modeline dönüşür.
“Esnek şirketlerin “insan ilişkileri becerilerini” vurgulaması ve “kişilerarası” eğitim sunması bir rastlantı değil. Psikolojik içerik boşaltıldığında geriye somut bir gereksinim kalır; bu tür ortamlarda insanlar kötü tanımlanmış koşullarla yüz yüze geldiğinde proaktif olmak zorundadır.” Senet

Esnek üretim modelinde ilk göze çarpanlar, düşük kurumsal sadakat, işçilerin kendi aralarında güvenin ve enformasyonun kaybolması, patronun silikleşmesi ve kurumsal bilginin zayıflamasıdır.
Esnek üretim modeli sürekli olarak yer değişimini ve geçişleri savunduğu, uzun süreli çalışmayı ve sadakati önemsemediği için, işveren sürekli olarak daha genç ve değişime ayak uyduracak çalışanları seçme yolunu benimsemiştir. Esnek üretim modelinde yaşlılık en büyük kabustur. Genç çalışan hem daha ucuz hem de daha az sorunlu gözükmektedir işverenin gözünde.
Bilginin ve otomasyonun sürekli değişmesi, eski çalışanların deneyimine kayıtsızlığı doğuruyor. Şirketler çalışanlarını sürekli bu yeni bilgiler karşısında eğitmektense, yeni ve daha ucuz emek gücüne yöneliyorlar.

Esnek üretim modelinde patronlar çalışanlarını motive etme yarışı içine giriyorlar. İnisiyatif alma çağrısı yapıyorlar. Bu çalışan için özgürlük vaadiyle yapılıyor. Bireyin, ya da çalışanın inisiyatif alması, kendi başına kalmışlığı ve diğer çalışanlarla ilişkisini deforme ediyor. Kendi kendinin girişimcisi olma fikri, görünmez bir elin, çalışan üzerinde sürekli kırbaç sallamasını sağlıyor. Çalışan özgür gibi görünüp, eski düzenden daha fazla kırbaçlandığının farkına varmıyor. Kendi iradesiyle kendisini sömürdüğünün farkına varmayıp, bu yeni durumu özgürlükmüş gibi yaşıyor.
Kişi aynı anda hem faildir hem kurban. Kendisini sömürü, başkasının sömürüsünden çok daha kolay ve verimlidir, çünkü bir özgürlük duygusu eşliğinde iş görür. Bu sayede, tahakkümsüz sömürü mümkün olur.
Senet bu durumu şu şekilde tarif ediyor.
“Esnekliğin kaygı yaratması son derece doğal: İnsanlar hangi risklerin olumlu sonuç vereceğini veya hangi rotayı seçmeler gerektiğini bilemiyor. Geçmişte ‘’kapitalist sistem’’ sözünün taşıdığı lanetten kurtulmak için ‘’serbest girişim sistemi’’ veya ‘’özel girişim sistemi’’ gibi pek çok dolaylama geliştirilmiştir. Günümüzde esneklik de kapitalizmin üzerindeki laneti silmenin başka bir yolu olarak kullanılıyor. Katı bürokrasi biçimlerini eleştiren ve risk almaya vurgu yapan esnekliğin, insanlara kendi yaşamlarını şekillendirmede daha fazla özgürlük tanıdığı söyleniyor. Oysa yeni düzen sadece geçmişin yürürlükten kaldırılmış kurallarının yerine yeni kontrol biçimlerini geçiriyor. Ancak bu yeni kontrol biçimlerini anlamak oldukça zordur. Yeni kapitalizm, genelde okunaksız bir iktidar rejimidir.”

Yarış psikolojisi ve beceri

Kendi kendisini sömüren emekçi durumunu yukarıda anlattık. Bunun söylemi ise “kazanan her şeyi alır” türünde ödüllere yol açar.
Büyük ödüller sadece kazananlara verilir, aslında kazananlar hep en tepedekilerdir.
Esnek üretim biçiminde katmanlar arasındaki ücret politikası da baştan aşağıya değişime uğrar. Üst düzey yöneticilere ödenen muazzam maaşlar ve maaşların yanında ödenen diğer gider payları, şirketlerin en tepesindeki ve en dibindeki ücretler arasında genişleyen bir uçurum yaratır. Kazananın her şeyi aldığı rekabet türü, çok büyük maddi eşitsizlikler doğurur .
Yarış psikolojisi çalışanlar açısından yüksek düzeyde stres ve kaygı üretir. Aslında hangi alanda olursa olsun rekabet strese yol açar.
Yarış psikolojisi yeni teknolojilerle birlikte bilginin sürekli yenilenmesiyle üst boyutlara çıkar.
“Yeni ekonomik modelde becerinin raf ömrü çok kısalır; “teknolojide ve bilimde, tıpkı ileri imalat biçimlerinde olduğu gibi, işçilerin ortalama olarak her sekiz, on iki yılda bir yeniden eğitilmeleri gerekiyor artık. Yetenek de bir kültür meselesi. Ortaya çıkmakta olan toplumsal düzen, zanaatçılık idealini, yani tek bir şeyi gerçekten iyi yapmayı öğrenme idealini köstekliyor; bu tür bağlılık ekonomik açıdan çoğu zaman yıkıcı olabiliyor. Modern kültür, zanaatçılığın yerine, geçmiş başarıyı değil potansiyel kabiliyeti öven bir meritokrasi fikri geliştiriyor.” Senet

Patronun silikleşmesi ve işçi hareketlerinin yok oluşu

Esnek üretim modelinde patronların silikleşmesinden bahsetmiştik. Daha önceki modelde şirketler büyük aile şirketleriydi ve üretim tek bir çatı altında yapılıyordu. İlk olarak finans kapitalin, borsa ve diğer araçlarla bu tür şirketlere ortak olduğu tespit edildi. Şirketler bundan sonraki adımında tek bir çatı altında olmaktan çıktı. Buna kısaca taşeronluk sistemi denildi. Şirketler ürettikleri ürünlerin birçok parçasını daha alt kademedeki küçük firmalara yaptırmaya başladı. Büyük şirketler bu sayede hem vergi hem de sigorta ve işçilerin sosyal haklarının getirdiği yükümlülüklerden kurtulmuş oldular. Örneğin bir buzdolabı üreten şirketi düşünelim. Motorunu kendi üretiyorsa, kaplamasını daha küçük bir şirkete, elektrik aksamını başka şirkete yaptırıyor. Plastik parçasını da daha başka bir şirkete. O şirketlerde daha küçük şirketlere yaptırıyorlar. Merdiven altı dediğimiz üretim biçimine kadar iniyor bu sistem. Merdiven altı yerlerde çalışanlar ise herhangi bir sosyal güvence olmadan, çoğu vergi dışı üretim yaparak ürünlerini üretiyorlar.
Emekçi kesim kiminle ve nasıl mücadele edeceğini doğal olarak şaşırdı. Ortada kinini yönlendirebileceği bir patron yok. Zaten iş yerinde aşırı rekabetçi bir sistem de yaratılmış durumda, geriye gemisini kurtaran kaptan kalıyor.

“Bunun aksi yönündeki uç noktada, bürokratik bir piramitte, paternalist işveren oturur. Servet ve iktidar açısından bakıldığında, Henry Ford gibi bir paternalist, montaj hattındaki işçilere aslında herhangi bir modern küresel büyük işadamı kadar eşitsiz davranıyordu. Ancak sosyolojik açıdan bakıldığında onlara daha yakındı, tıpkı generalin savaş alanında birliklerine bağlı olması gibi. Buradaki sosyolojik fikir şudur: Eşitsizlik mesafeye dönüşür; mesafe ne kadar fazlaysa -iki tarafta da hissedilen bir bağlantı ne kadar azsa- aralarındaki toplumsal eşitsizlik de o kadar büyüktür.” Senet

Emile Durkheim, kendini bir sınıfa sokabilmenin birey için ne kadar önemli olduğunu “Toplumsal İş bölümü” kitabında anlatmıştı. Kimlik ne yaptığınızdan çok nereye ait olduğunuzla ilgilidir; bu genel bir kuraldır.
Çalışmak bir onur ve kutsallığını kaybediyor. Zanaatçılıktan kalan duygu, yaptığın işi en iyi şekilde yap, ‘bu sana duygusal bir güç verecektir’, söylemi tamamen kaybolmuş durumda.
“1970’lerde görüşme yaptığım erkek işçiler için çalışmanın ailevi ve toplumsal bir onur kaynağı olarak derin bir öneme sahip olduğundan ve bu önemin işin kendi içinde getirdiği her türlü tatminden tamamen ayrı olduğundan gayet emindim. Yani, mesleki kimliklerini oluşturan, emeklerinin toplumsal sonuçlarıydı. O zamanlar, emek piyasasındaki kadın işçiler açısından çalışmanın getirdiği itibarın daha az önemli olduğunu düşünmüştüm. Ve orta sınıftan işçiler için bir işin içeriği, aşağı sınıftan olanlar için olduğundan daha önemli görünüyordu.” Senet

Esnek üretim modelindeki taşeronluk sistemiyle işçilerin birliği kırılmış ve birlikte mücadele etme hali nerdeyse ortadan kalkmıştır. Geleceğe güvenin ortadan kalkması, işiçilerin kendi aralarında yaratılan yarış psikolojisi ve buna ek olarak da patronun silikleşmesi, işçi mücadelesine büyük bir darbe indirmiştir. Son on beş yıla damgasını vuran Güneyden Kuzeye göç dalgası yeni faşizm olgusuyla birlikte işçilerin birliğine yeni bir darbe daha indirmiştir. İşçiler kinini patrona değil, dışarıdan gelen yeni göçmen grubuna yönlendirmiştir.
Yazıya burada ara verelim ve haftaya devam edelim.
Öneriler ve eleştiriler için bana ulaşacağınız mecralar:

[email protected]
Twitter/@erturkaksun

 

Benzer Haberler