Connect with us
TELE1 TV CANLI YAYIN

Kovid-19 geleceğe ipotek mi?

11 Nisan 2020 Cumartesi

Okuduğum bütün kalem erbapları aynı şeyi yazıyor; zorlu bir süreçten geçiyoruz!

Elbette bir mekâna kendi isteminiz dışında tıkılı kalmak hoş değil, zor, sıkıntılı. Fakat sokaklarda olduğumuz zamanlarda da özgür müydük aslında? Karşı bir söz kurduğumuzda yahut bir “hak” söz söylediğimizde özgür müyüz?

Her tür mafyatik yapı ve katiller, tecavüzcüler vs. dışarı salındığı için, üzülerek altını bir kez daha çiziyorum; Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve diğer tutsak kardeşler, ne zaman özgürdüler şimdi, içeride oldukları zamanda mı, yoksa dün dışarıda oldukları zamanda mı? Gelecek, bizlere özgürlük vaat ediyor mu meselâ? Yani şu yeni yüzyılda hava, su, özgürlükler filan görece, göremeyen bizleriz galiba…

Yalnızca covit-19 belası değil, özgürce bir yaşam arzulayan insanlığın başında, kornavirüsten çok daha büyük, çok daha kısıtlayıcı ‘şey’ler var; küresel yeni faşizm! “Zor süreçten geçiyoruz” diye yazan hemen herkesin bir ”kehaneti” de var ayrıca… Fakat size aşağıda bir kehanetler toplamı değil, yaşanmışlıklardan süzülüp gelen bir bilgiler toplamı sunacağım:

Şangay Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalışan bir dostun Nurettin Akçay’ın geçen günlerdeki bir paylaşımı, yenidünya insanının; hepimizin dehşete düşmesini gerektirecek bir içerik taşıyordu. Nurettin Akçay’ın gurbetten yazdıkları oldukça uzun. O çok değerli paylaşımı olabildiğince özetleyerek bu sayfaya almaya çalışacağım, çünkü hepinizin bu gerçekleri okumasını ve belki de bu sıkıntılı günlerde üstüne düşünmesini isteyeceğim! İşte bir “komplo teorisi” de benden; acaba bu covit-19 belası, dünya halklarını aşağıda yazılanlara hazırlamak için mi icat edildi!

Evinden çıkıp metroya bindikten sonraki zamanı şöyle anlatıyor Akçay:

“… Metrodaki internet, evimdeki internetten daha hızlı olduğu için yaklaşık 45 dakika süren yolculuğumun nasıl geçtiğini fark etmeden Jing’an Temple istasyonundan inerek, diğer hatta aktarma yapıyorum. Kafaları telefonlara gömülü şekilde yürüyen insan kalabalığından sıyrılarak, mini bir markete girip içecek bir şeyler alıyor ve ödemeyi her zaman olduğu gibi “WeChat Pay” ile yapıyorum. Zaten Çin’de en son ne zaman para kullandığımı dahi hatırlamıyordum. Şarjım ya da internetim biter diye telefon kılıfımın arasına koyduğum 100 yuan bile eskimeye başlamıştı. İkinci hatta aktarma yaptıktan sonra, Lujiazui istasyonunda iniyorum. Şu meşhur Şanghay televizyon kulesinin olduğu yer. İlk işim Luckin Coffee’ye gitmek. Hem Starbucks’tan ucuz, hem de kahve kalitesini çok beğeniyorum. Üstelik telefonumdaki uygulamadan satın alınca, 28 yuan’a aldığım kahveyi çok rahat 10-14 yuan aralığında satın alabiliyorum. Kahve almak için ne kasaya gidiyorum ne de sıraya giriyorum. Telefonumdaki uygulamadan siparişi veriyorum, kare kod ile ödemeyi yapıyorum. Uygulama bana bir sıra numarası veriyor. Çağrılınca gidip kahvemi alıyorum. Bitti.

Çin’de sistem teknoloji kullanımını öyle ciddi bir şekilde teşvik ediyor ki isteseniz dahi bundan uzak kalamıyorsunuz. Kahvemi alıyor ve yürümeye başlıyorum. Karşıdan karşıya geçmem gerekiyor. Yolda araç yok ama bekliyorum; çünkü geçersem karşıdaki kamera beni tespit edip yüzümü trafik ışığının altında bulunan ekrana yansıtacak ve beni ifşa edecek.

Kaspersky, (*) bundan yaklaşık bir yıl önce “Earth 2050” isimli bir web sitesi hazırlayarak çok ünlü fütüristlere geleceğe dair bazı tahminler yaptırmıştı.

Fütüristlerin aksine şimdi anlatacaklarım tahmin falan değil. Var olan, yaşadığımız ve muhtemelen yakın bir gelecekte tüm dünyanın yaşayacağı bir gelecek. Biz burada sadece beta sürümünü önceden deneyimliyoruz. Tüm sistem açıkları giderildikten sonra, dünyanın diğer ülkeleri de çok yakında bu teknolojileri kullanmaya başlayacak ve bizim şu anki tecrübelerimizi yaşayacaklar.

Size iyi bir tablo çizmek isterdim fakat gelecek daha çok toplumun nasıl kontrol edilebileceği üzerine kurgulanıyor.
Küresel salgınla birlikte Çin’de çok yeni teknolojiler kullanılmaya başlandı. Öyle ki sadece 3 aylık bu süreçte, Çin yönetimi 2000 yeni teknolojiden faydalandı.

SOSYAL KREDİ SİSTEMİ

Çin, uzun bir süredir vatandaşlarının davranışlarını “sosyal güven” başlığı altında sıralayarak büyük bir puanlama sistemi kurmuş durumda. Sistem şahıslara sahip oldukları puanlara göre ödül veya ceza veriyor. Devletin belirlediği kurallara uyanlar ödüllendirilecek. Kurallara uymayanlar cezalandırılıp teşhir edilecekti. Sistem bireylerin puanlarını belirlerken; harcama alışkanları, sosyal medya kullanımı, arkadaş çevresi gibi son derece kapsamlı unsurların dahil olduğu bir algoritmayı kullanıyor.

Basitçe anlatmak gerekirse; bankaların kara listesi olduğu gibi artık devletlerin de kara listeleri olacak. Karalisteye girenler birçok ayrıcalıktan faydalanamayacak.

Seyahat ve sağlık hakları dahi kısıtlanabilecek. Kırmızı ışıkta geçmek, kapalı alanda sigara içmek bile notunuzu düşürebilecek. Çin bu yılın sonuna kadar tüm vatandaşlarını puanlamayı amaçlıyor.

Yapay zekâ ile bütünleşmiş kameralar ile anlık bir şekilde insanlara puan verecek ve bu puanlar sayesinde, Çin vatandaşları ya iyi vatandaş ya da kötü vatandaş olarak sınıflandırılacak.

Şöyle bir şey hayal edin, sokağa çıktığınız andan itibaren milyonlarca kamera her anınızı gözetliyor. Yaptığınız her şey hazırlanan algoritmalarla çözümleniyor ve sizlere puan veriliyor. Üstelik sistemin yakın gelecekte tüm dünyada uygulanmaya başlanması kesin gibi. Bu sistemin en önemli yardımcısı ise tüm ülkeyi sarmalayan yapay zekâ destekli 200 milyondan fazla kamera.

YAPAY ZEKÂSI OLAN KAMERALAR

Çin’de yüz tanıma sistemine sahip kameralar her yerde; yapay zekânın da dâhil olduğu sistem korkutucu. Bilim kurgu gibi gelse de her şey gerçek. Sistem aynı anda yüzlerce kişiyi analiz ediyor.

En önemli kısım sistemin psikolojik analizler yapabilmesi. Kamera görüş alanında bulunan bütün insanları tanımlıyor. Sakin mi sinirli mi olduğunu, yüzündeki mutluluk oranını, üstünde nasıl bir elbise olduğunu, saç rengini, cinsiyetini, adını soyadını hatta ırkını bile anında tespit edebiliyor. Sistem herkesi izliyor, tanıştıkları diğer kişileri belirliyor ve iki hafta boyunca takipte kalabiliyor.

Üstelik sistem sadece yüzünü gördüğü kişileri değil, arkası dönük ve çok uzakta bulunan kişileri de tanımlayabiliyor. Bunu da şahsın hareketlerinden anlıyor. Herkesin yürüme şekli, kol ve bacak koordinasyonunun farklı olduğu bilgisi üzerinden hareket eden sistem, gün içerisinde herkesten topladığı bilgileri bir havuzda topluyor. Daha sonra sadece arkadan görülen bir şahıs tespit edilmek istendiğinde, hedef kişi havuzda bulunan örneklerle karşılaştırılıyor ve eşleştirme başlıyor. Şu an Çin’de kullanılan bu teknoloji de çok yakın zamanda tüm dünyaya yayılacak. Zira bu teknoloji, güneydoğu Asya ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihraç edilmeye hazır halde. Ve görüşmeler başlamış durumda.

PARAYI LİDYALILAR BULDU ÇİNLİLER BİTİRECEK

Diğer önemli bir olay da dünyanın çok yakın bir gelecekte para kullanma olayına son vereceği gerçeği. Çin’de şu an neredeyse nakit para kullanımı sıfırlanmış vaziyette.

Çin’i biraz bilen biri Çin’de “WeChat” ve “Alipay” ile tüm bankacılık işlemlerinin rahatça yapılabildiğini, en ufak dükkândan tutun en büyük mağazaya kadar sadece QR kod okutarak her ödemenin yapıldığını da bilir. Sistem o kadar yaygın ki Çinliler nakit parayı neredeyse bıraktı diyebiliriz. Hiçbir ücret ödemeden, her istediğinize mesajlaşma uygulamanız üzerinden istediğiniz kadar para gönderebiliyorsunuz.

Faturalarınızı ödeyip, sinema bileti alabiliyor, ev kiralıyor, uçak ve tren biletlerinizi sadece bu uygulamalar üzerinden satın alabiliyorsunuz. Çin şimdi bu sistemin tüm dünyaya yayılmasını istiyor ve bu alanda tekelleşmeye çalışıyor. Bu amaçla dünyanın her ülkesinde ciddi yatırımlar yapıyor. Şimdiye kadar 49 ülkeye girmeyi başardılar. Türkiye de girmeye çalıştıkları ülkelerden biri. Çin’in yanı sıra Facebook da WhatsApp üzerinden böyle bir sistem kurmaya çalışıyor.

Yazılanlara göre Facebook sistemin öncelikle para transferi yapmasına olanak verecek, böylelikle bankaların aracılık ücretlerine son verecek. Yani çok yakın bir zamanda şunlarla karşılaşacağız. Bankacılık sistemi değişecek. Artık bankalar olmayacak, nakit para olmayacak, kuyruklar ya da aracılık ücretleri de olmayacak. Üstelik sistem zaten dünyanın birçok yerinde uygulanıyor. Ve sistem tuttu. İnsanlar bu yeni deneyimi çok sevdi; şimdi mesele bu deneyimi tüm dünyaya yaymak ve daha da yaygınlaştırmak. Kripto paralar ile bunun çok daha rahat olabileceğini söyleyebiliriz. Geriye sadece bunu deneyimlememiş insanların korkularını kırmak kalıyor. Bu sorun da biraz zaman almakla birlikte yakın zamanda üstesinden gelinecek bir konu.

Polislerin kullandığı yapay zekâya sahip kask ve gözlükler, elektrikli araçlar, ülkenin tamamına yayılmış hızlı trenler, insandan arınmış marketler, neredeyse her şeyin barkod sistemiyle işlediği bir ülke. Kısacası Çin, şimdiden geleceği yaşıyor ve çok yakın zamanda Çin’in deneyimleri tüm dünyaya yayılacak. Fakat devletin birey üzerinde kontrolünün arttığı ve her anımızın gözetlendiği bir gelecekle karşılaşacağız.

Bugün yaşanan salgın ise demokrasi ve insan hakları gibi itirazlarla bu sisteme karşı çıkanları da susturacağa benziyor. Çünkü hepimiz bunların gerekli olduğuna inandırılacağız…” O zaman şöyle de sorabilirim; covit-19 gerçekten küresel faşizmin isteklerine direnen insanlığın geleceğine ipotek için, bilinçli, kontrolü kaybedilmiş bir ‘pandemi’ mi?