Yusuf Fidan | Korkuları ve kırılganlıkları hiç ‘geçmicek!’

23 Şubat 2022 Çarşamba

Yusuf Fidan | Korkuları ve kırılganlıkları hiç ‘geçmicek!’

Eski emniyet müdürü Yusuf Fidan, eski istihbarat başkanı ve Yeni Şafak yazarı Bülent Orakoğlu’na ‘Geççek’ şarkısı için yazdığı yazıya yanıt verdi…

Geçtiğimiz haftanın en renkli, en enerjik ve en tartışmalı gelişmesi, Tarkan’ın “Geççek” isimli şarkısını piyasaya sürmesi oldu. Şarkı 24 saat içinde dünyada en çok izlenen 2. video klip olurken, en çok beğeni alan 1. video olmayı başardı.

Can sıkan ekonomik ve siyasi gündemden bunalmış milyonların şarkıyı ve klibi bu kadar sevmesinin nedeni, hem neşeyi hem de umudu canlandırmış olmasıydı. Tarkan her ne kadar bu şarkıyı ‘geçen yıl pandemi ve doğanın yok edilişi gibi olumsuzlukların yaşattığı ruh hali ile’ yazdığını açıklasa da, her iki kesim de buna pek ikna olmadı. Şarkı sözleri onu yazanın açıklamasından bağımsız olarak, okuyan ve dinleyenler üzerinde çok daha farklı anlamları ile öne çıkıyordu. İşte sanatın gücü de zaten buradan kaynaklanır. Her sanat eseri onu tüketenin algılarında gerçek yerini, değerini ve niteliğini bulur.
Bu şarkı ile muhalif kesimlerde artan umut ve neşenin, iktidar destekçilerinde öfke ve karalama tepkilerine sebep olmaması mümkün müydü? Nitekim hemen karşı tepkiler geldi ve halen devam ediyor.
Bu Şarkı Sözlerinin ‘Hükmü Yok’muş!

Yapılan saldırılarda doğrudan “‘bu düzen bitçek’ diyerek sen muhalefet nasıl umut verirsin?” diyecek halleri yoktu elbet! Saldırıda yaygın kabul gören nefret objelerine ihtiyaç vardı, bunlar da beklenildiği gibi FETÖ, CHP, HDP ve hatta PKK oldu! Kimisi şarkının CHP tarafından sipariş edildiğini, kimisi de HDP’nin ‘suflesi’ile yazıldığını söyledi.

Bir Yeni Akit’in yazarı “Pensilvanya’dan yazdırılan şarkı sözlerinin hiçbir hükmü yoktur!” dedi. Birilerini FETÖ’cülükle suçlayanların nedense hepsinin eski “Gülen-Hocaefendi övücülerinden” olması kuralı bu sefer de bozulmadı! Öte taraftan, siyasi-hukuki karar ve açıklamaların değersizliği için kullanılan “hükmü yoktur” klişesinin şarkı sözleri için de kullanılması, eleştiride yaratıcılıktan ne kadar uzak olduklarını kanıtlar nitelikteydi. Üstelik bu şarkı sözlerinin ‘hükmü’nün ne kadar güçlü olduğu, bir haftadır süren tartışmalardan gayet açık anlaşılıyordu.

Konuyla ilgili RTÜK üyesi İlhan Taşçı ise “RTÜK, sevgili Tarkan’ın müthiş şarkısıyla ilgili, televizyonlara ‘göstermeyin’ talimatı verip vermemek için sessizce, Saray’ı pür dikkat dinliyor” dedi. Sosyal medyada on milyonlarca izlenen şarkıyı TV’lerde yasaklamanın sonuçlarını kestirmiş olmalılar ki bu yola (akıllık edip) gitmediler.

TARKAN, FETÖ, PKK, AJAN!

Sahibi tarafından siyasal eleştiri için yazılmadığı iddia edilse bile bir şarkıya bu denli tepki oldukça dikkat çekiciydi. Ancak eleştiriyi aşıp konuyu kriminalize etmede akıl ve izan tanımamanın ‘Nirvana’sı meslektaşım, eski Emniyet Müdürü ve Yeni Şafak yazarı Bülent Orakoğlu’ndan geldi. Konuyu direkt “devlet güvenliğine” bağlayan yazar istihbarat birimlerini göreve çağırdı!

Orakoğlu yazısında; “sanat dünyası içinde son günlerde Fazlı Say, Sezen Aksu, Şahan Gökbahar, Cem Yılmaz ve Tarkan’ın mevcut iktidar aleyhinde tenkit sınırlarını aşan siyaset kokan açıklamaları Türkiye gibi darbe ve teröre hedef olan bir ülkede normal karşılanmaz sanırım. Diğer taraftan Türkiye’deki yasal veya illegal derin yapılarca veya yabancı ülke gizli servisleri tarafından ajanlaştırılmış ünlüler, gazeteciler ve tüm mesleklerden insanlar olabilir. Tarkan’ın “Geççek” isimli şarkısının Millet İttifakı tarafından iktidar aleyhine kullanılması bazı FETÖ ve PKK’lı unsurların bu şarkıya ideolojik olarak sahip çıkmaları da istihbarat birimlerince araştırılması gereken konular arasındadır” dedi. Orakoğlu’nun yazısından, iktidar ve yanlılarının çeşitli hukuki ve siyasal kavramları kendi dünyalarında nasıl algıladıkları hakkında çok net ipuçları buluyoruz.

Yazıda adı sayılan sanatçılar “mevcut iktidar aleyhinde tenkit sınırlarını aşan” sözler sarf ediyorlarmış, bak sen! Siyasal tenkitin sınırları nerede başlar nerede biter belirtmemiş yazar, ama bu sanatçıların bazı sözleri tam ‘siyasi’ değilse de ‘siyaset kokuyor’muş! Sanatçıların değil siyaset yapmak, ‘siyaset kokan açıklamalar’ yapmalarını bile kabul edilemez buluyor Orakoğlu ve “darbe ve teröre hedef olan bir ülkede bunlar normal karşılanmaz” diyor!

Bülent Orakoğlu “bazı FETÖ ve PKK’lı unsurların bu şarkıya ideolojik olarak sahip çıktıklarını” iddia ediyor ve bazı ünlülerin “yabancı ülke gizli servisleri tarafından ajanlaştırılmış” olmaları olasılığına dikkat çekiyor. Bu ifadelerdeki yaklaşıma iktidar da tam olarak sahipse, ortalama bireylerin korku ve dehşete düşmemesi mümkün müdür?

‘SİYASET’ İLE ‘TERÖR’ KAVRAMLARI AYNI MANADA KULLANILIR MI?

Emniyet teşkilatındaki ‘Terörle Mücadele’ birimleri 90’lı yıllara kadar ‘Siyasi Şube’ olarak adlandırılırdı. İllegal siyasi faaliyetlerin yanında dernek, vakıf, sendika gibi yasal faaliyetler de siyasi polisin kontrolünde “potansiyel suç” gibi takip edilirdi.

O dönemin zihni alt yapısı ve demokratik kültürü ‘siyaset’ ile ‘terör’ kavramlarını nerdeyse aynı manada kullanırdı. “Şu kişi siyasi faaliyetler içinde” dendiğinde, o kişinin yıkıcı, bölücü ve anarşist olduğu kastedilirdi. Üniversiteler, öğrenciler, sanatçılar, sivil toplum örgütleri işlerine bakmalı, siyasete bulaşmamalıydı! Bunun aksi ‘anarşistlik’ sayılırdı. Siyaseti sadece siyasi partiler, onlar da iyice daraltılmış alanda ve ‘aşırıya kaçmadan’ yapmalıydılar.

Bülent Orakoğlu 1971’de Polis Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra uzun yıllar ‘Siyasi ve İstihbarat Şubeleri’nde görev yaptı. İl emniyet Müdürlükleri ve İstihbarat Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu. 28 Şubat (1997) döneminde hukuksuzluklardan o da nasibini aldı ve hapis yattı. Ancak siyasete, demokrasiye ve hukuka bakış açısının, hala o eski ‘siyasi şubeci’ anlayışından farklı olmadığı görülüyor. Kendisinin bugünkü fikir ve ifade özgürlüğü anlayışı, iktidarın yaklaşımı ile tam uyum halinde olabilir. Ancak bu yaklaşım evrensel hukuk bir yana; mevcut anayasal demokrasimizle ve hukukumuzla dahi uyuşmuyor!

İktidarı her koşulda destekleyenler, onu zayıflatma potansiyeli içeren her konunun üzerine koşulsuz abanıyorlar. Bu zihinsel yaklaşımın dayanaklarını anlarsak, saldırıların sebeplerini daha iyi anlarız diye düşünüyorum.

Yeni Şafak yazarı ‘Geççek’ için istihbari araştırma istedi

OTOKRASİ KORKU VE DÜŞMANLAR ÜZERİNDEN BESLENİR

Dünyanın bugününe ve yakın tarihe baktığımızda, otokratik ve despotik eğilimli iktidarların genel karakterlerinde bazı ortak noktaları görüyoruz. Bu tarz yönetimlerin varoluş mekanizmaları bazı basit prensiplere dayanmaktadır.

* Otokrasiler oldukça kırılgan siyasal yapılardır. Üretim ve bollukla mutlu edemedikleri kitleleri n desteğini, kendi ürettikleri korku ve düşmanlıkların varlığı üzerinden sağlamak zorundadırlar.

* Bu yönetimler ancak düşmanlarıyla var olabildiklerinden, gerçek veya sanal ‘düşmanlar’ hiç yok olmazlar. Bu yüzden tüm karşıtlar düşmanlaştırılır, kriminalize edilir. Böylece oluşturulan sözde ‘ortak davaya bağlılık’ ile toplumu bir arada tutacaklarına inanırlar.

* Otokrasiler (kırılgan yapıları sebebiyle) genel olarak özgürlüklere, özel olarak ifade özgürlüğüne karşıdırlar. Siyasal dayanakları ve argümanları çok sığ olduğundan sıkı eleştirilere, özgürce tartışmaya ve itiraza hiç gelemezler. O nedenle basın-yayını, sosyal medyayı, sanatı ve hatta mümkünse şarkıları bile sansürlemek, yasaklamak arzusundadırlar.

* Toplumsal ve kültürel çeşitliliğe tahammülleri yoktur. Kendilerine açık destek sunmayan tiyatrocular, edebiyatçılar, sanatçılar ve sivil toplum örgütleri tehdit unsuru olarak görülür. Muhalif gördüklerini toplum nezdinde düşmanlaştırmak için yine “milli beka, içimizdeki düşmanlar” gibi üretilmiş argümanlara sık başvururlar.

* Çok sık kullandıkları “birlik ve beraberlik” kavramı sadece “iktidar etraflarında itirazsız buluşmak” manasında kullanılır. Bu yönetim anlayışı için “hukuk, insan hakları, özgürlük ve eşitlik” gibi kavramlar, yalnızca iktidarlarının devamına katkı sağlaması ölçüsünde anlam içerir. Bu anlayışa hizmet etmeyen tüm fikir ve sanat üretimleri, siyasal söylemler derhal kriminalize edilir.

Otokratik yönetim anlayışı sonuçta “FETÖ ve PKK bu iktidara karşı. Muhalefet de iktidara karşı. Bunların amaçları ortak ise tüm muhalifler bu terör örgütleri kadar tehlikelidir” yaklaşımına kadar varır. Bu anlayışa göre bu ülkede suçlanmaktan kurtulabilecek bir tane muhalif kalabilir mi?

Tümüyle soyut riskleri öne çıkartarak, değil siyaset yapmak, “siyaset kokan sözler sarf etmenin” dahi kriminalize edildiği bir ülke demokrasi dünyasında hangi kategoride değerlendirilir? Böylesi bir ülkede serbest ve demokratik seçimler olabileceği düşünülebilir mi?

Aslında lafı dolandırmadan, kısadan “Erdoğan için “gitçek” diyenlerin tümü terörist ve vatan hainidir” deseler, sözün özüne gelmiş olacaklar.

 

Benzer Haberler