Türkiye’deki sellerin tek nedeni iklim değişikliği mi?

12 Ağustos 2021 Perşembe

Türkiye’deki sellerin tek nedeni iklim değişikliği mi?

Türkiye, birçok il ve noktada çıkan yangın felaketleriyle boğuşurken Karadeniz Bölgesi’nden gelen sel haberleriyle sarsıldı. 5 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketlerinde birçok ev ve iş yeri zarar gördü. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu yapılaşmaya dikkat çekerek sellerin nedenlerini değerlendirdi.

Geçtiğimiz hafta Van’ın Başkale ilçesi, Rize ve Artvin’de yaşanan sel sonucu onlarca ev yıkılmış yüzlerce hayvan ölmüştü. Dün ise Kastamonu, Sinop, Samsun ve Bartın’da meydana gelen sellerde onlarca ev, bina ve köprü yıkılırken, 5 kişi hayatını kaybetti. Bartın’da ise 1 kişi hala kayıp. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Karadeniz’de meydana gelen sel felaketlerini yoğun yağış ile bağdaştırırken bazı yorumcular iklim değişikliğine işaret etti.

Bilim insanları, iklim değişikliğinin önüne geçilmezse sel felaketlerinin artacağını yıllardır söylüyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) bu haftanın başında yayımlanan IPCC İklim Raporu da, su seviyelerinin yükselmesinin de etkisiyle 2100 yılına kadar kıyı bölgelerde yaşayan milyonlarca insanın sel felaketlerine maruz kalacağı uyarısında bulunuyor.

Ancak uzmanlara göre asıl sorun, sel olaylarının Türkiye’de afete dönüşebilmesi.

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÜNAH KEÇİSİ OLARAK KULLANILIYOR”

BBC Türkçe’ye konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, orman yangınları ve sel gibi afetlerde iklim değişikliğinin “günah keçisi” olarak kullanıldığı görüşünü dile getiriyor.

Kadıoğlu, yağış artışı ve yağış rejimlerinin değişmesinin seller üzerinde etkili olduğu ancak selin afete dönüşmesinin ancak 3 koşul gerçekleşirse mümkün olduğunu söylüyor. Tehlike, maruziyet ve insan ile yapıların buna karşı savunmasızlığı. Yetkililerin son selleri yağışlarla ilişkilendiren açıklamalarını hatırlattığımız Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, “Tek başına yağış, tehlikedir” diyor.

Prof. Dr. Kadıoğlu, sel riskine açık bölgelerdeki “yapılaşmaya” dikkat çekiyor.

Kadıoğlu, yerel halkın sel felaketlerine maruz kalmasına neden olacak şekilde “dere yatakları ve heyelan bölgelerinin daha fazla yerleşime açıldığı” yorumunu yapıyor.

“Dere yatağına dağ tepesine ev yapar gibi sıfır giriş bina yapıyoruz, bütün suçu da tehlikeye atıyoruz. Burada bir tuhaflık var” diyen Kadıoğlu, “İmar- iskan politikaları bu şekilde devam ettiği” sürece iklim değişikliğinin de etkisiyle sel felaketlerinin sıklaşacağını belirtiyor.

İklim değişikliği ve sıcaklık artışına bağlı buharlaşma sonucu su çevriminde hızlanmalar yaşanıyor. Bunun sonucunda “meteorolojik afetlerin şiddeti, süresi ve olduğu yerlerin” değiştiğini vurgulayan Kadıoğlu, “İklim değişikliği sebep değil sonuç; selleri başlatmıyor, sıklığı ve şiddeti arttırıyor” diyor.

Öte yandan Türkiye’de bina, yol ve köprü yapımlarında yağmur suyu hesabı ölçüt alınıyor. Bölgede son 100 yılın yağmurları üzerinden yapılan ölçümlerin, hem bulundukları yere hem de iklim değişikliğinin daha uzun vadedeki etkilerine “uyumlu” hale getirilmesi gerektiğini kaydeden Kadıoğlu, “Derenin dibinde de dağın tepesinde de su basma seviyesinin 60 cm” olarak hesaplanmasının sorunlu olduğu görüşünde:

“Dere yatağına yerleşmenin bilimsel hesapları ve kuralları var. İstanbul Ihlamur Kasrı’na bir baksınlar. Adam dere yatağına bina yaptığını bilerek iki kat merdivenle yaşam alanına çıkıyor. (Sel bölgelerinde) yıkılan köprüler eski değil, yeni. Ezbere, basit köprüler yapılıp ortasına bir ayak konuyor. Köprüler baraj gibi şişiyor, yıkılıyor, bir de baraj selleri gibi sellerle yıkıma neden oluyor. 400-500 yıllık bir taşkın hesabı, çevresindeki havzadan gelebilecek ekstrem durumlar hesaplanmıyor. Devlet kamu binaları da bundan farksız değil.”

“DERE HAKKI OLANI ALIYOR”

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Jale Alel de, iklim değişikliğinin seller üzerinde “mutlaka etkisi olduğunu” söylüyor.

“Bölgede yağmurlar yağdı mı çok yağıyor, yağmadı mı hiç yağmıyor” diyen Jale Alel, sellere sebep olan iki konuya dikkat çekiyor: Doğal dere yataklarının yerleşime açılması ve ağaçların yeterince korunmaması.

Dağların denize paralel olduğu Karadeniz Bölgesi’nde yerleşim yerlerinin az olduğu, denize yakın düz alanların kıymetli olduğunu vurgulayan Alel, “Evvelden nüfus daha azken vatandaş ‘burası benim tarlam’ derken, sonra bu alanlar tapuya geçiyor. İmar planları olduğu dönemlerde belediyelere vatandaşlardan siyasi baskı geliyor. Doğal dere yatağı alanına imar giriyor” diyor.

Alel’in aktardığına göre, Karadeniz’de düz alanların azlığı nedeniyle kutu menfezlerle bazı bölgelerin “ıslah edilmesi” yaygın. Yağışlar fazla olduğunda üst havzalardan ağaç gövdeleri ve malzemeler sürüklenerek bu menfezlerin içini tıkıyor ve kesitini daraltıyor. Arka havzayı da su basıyor.

Bunun yanında Karadeniz’de “boydan boya yapılan” Karadeniz Sahil Yolu’nun suların denize ulaşmasını engellediğini belirten Alel, “Yüzey suları dahi aşırı yağışlarda denize rahat ulaşamıyor ” diyor.

11 ilden geçen Karadeniz Sahil Yolu’nun 2023’te açılması bekleniyor. Öte yandan, dere yataklarında yapılaşmayı engellemek amacıyla çıkarılmış bir yasal düzenleme aslında var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla Resmi Gazete’de 9 Temmuz 2016’da yayımlanan 2006/27 sayılı genelge ile, derelerin üzerinin zaruri haller haricinde kapatılması yasaklandı. Buna rağmen yapılaşmanın devam ettiğini ifade eden Alel, “Dere, kendi hakkı olanı bu tip yağışlarda alıyor, kendi yataklarını istiyor. Sonuç, can kayıpları, maddi kayıplar” diye de ekliyor.

Alel, TMMOB’nin sellerle ile ilgili bir rapor hazırlığı içinde olduğunu, hidroelektrik santrallerin (HES) sel felaketlerine etkisini ise hala tam olarak bilmediklerini söylüyor.

“AĞAÇLAR YETERİNCE KORUNMUYOR”

Selin başlıca sebeplerinden biri, ormanlık alanların ağaçsızlaşması.

Türkiye’de 28 Temmuz’da başlayan ve 40’tan fazla ilde görülen 200’den fazla orman yangınının büyük bölümü söndürüldü. Ancak buradaki ormanlık alanların önemli bir bölümünün yok olması sonucu sel felaketlerinin çok geçmeden kendini göstereceği yönünde uyarılar var.

Alel, İzmir’de 2019’da yaşanan orman yangınlarından iki yıl sonra yaşanan sel felaketi sonucu iki kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatıyor.

HANGİ ÖNLEMLER ALINMALI?

Prof. Dr. Kadıoğlu’na göre, afetler konusunda Türkiye’nin en büyük problemi, “risk yönetimi” olmaması.

“Ortalamalarla hareket eden bir ülkeyiz. Her şeyi sabitlemişiz. Değişkenliğe, riske, standart sapmaya tahammül edemeyen bir yapımız var” diyen Kadıoğlu şöyle devam ediyor:

“Risk yönetimi mantığı olsaydı, Akdeniz ve Ege’nin kurak olduğunu daha kış aylarında görürdük. Bu kadar orman yangını çıkacağı belliydi ancak bütçe yapılırken, yangın söndürme uçakları kiralanırken yıllık ortalamaya bakılıyor. Orman yangını, sel, deprem olmadan o bölgeye yetkililer gitmiyor. Bizim mantık, yıkım ve yara sarma.”

Kadıoğlu, alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Kentsel dönüşümde, heyelan ve sel riskini göz önüne almak; çarpık yerleşmeyi engellemek,
  • İmar ve iskan yönetmeliklerinde değişiklikler ile tehlikenin büyümesini önlemek,
  • Risk yönetimi ile tehlikeleri ve bunlara maruz kalacak kişi, bina, yol, altyapıyı belirleyerek savunmasız olanları korumak,
  • Bazı binaların girişlerini yükseltme, bodrum katları iptal etme gibi yapısal önlemler,
  • Taşınma ve yıkılma yönetmeliklerini iklim değişikliğini dikkate alarak düzenlemek. Gerekirse 100 yıl olan su seviyesi kriterini belki 150 yıla çıkarmak
  • Köprüleri daha uzun, direği daha yüksek geçecek şekilde yapmak, mazgallarda yeni yağış kriterlerini kullanmak.
  • Arnavut kaldırımlarını asfaltlaştırma gibi adımlardan kaçınmak
  • (Sel felaketlerinin yaratacağı kayıpları minimalize eden) “Sünger şehir” kavramına yönelmek

Dere yataklarının imar planına dahil edilmesinin “derenin doğal alanına tecavüz etmek” anlamına geldiğini söyleyen Jale Alel de, buralardaki yapılaşmanın önüne geçilmesi gerektiği görüşüne katılıyor.

Alel ise sellere karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Dere yataklarının üzerini açmak,
  • Derelerin bakımı için servis yolları yapmak,
  • Kutu menfezleri temizlemek,
  • Mümkün olan her yerde dere yatağını işgal eden binaları derelere iade etmek,
  • Yukarı havzalardaki ormanlara zarar verilmesini önlemek,
  • Karadeniz’deki sahil yolunu, gelen sel debileri ve yağışa göre imar ve projelerde yeniden düzenlemek

Selin vurduğu Karadeniz’de acı bilanço: 5 can kaybı, 1 kayıp

 

Benzer Haberler