Bakış açısı değişmeli

6 Nisan 2023 Perşembe

Necdet Saraç

Erdoğan kutuplaştırma üzerinden yaptığı siyasette iki farklı Türkiye yarattı. Biri “kendi Türkiye’si”, diğeri de “milli ve yerli” bile kabul etmediği “muhalefetin Türkiye’si”!
Erdoğan ve yarattığı oligarşik yapı her şeyi kendileri ile başlatıp, kendileriyle bitirmeye alışmışlardı. Bu alışkanlık siyaset yapma tarzına, gelişmeler karşısında gösterilen reflekslere ve belki de en önemlisi bakış açısına kadar yansımıştı.

AKP’nin bu alışkanlığı önce 2019 yerle seçim sonuçlarıyla alt üst oldu. Millet İttifakı başta olmak üzere HDP’nin de destek verdiği çok daha geniş bir toplumsal kesim İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok Büyükşehir Erdoğan’la “hizalanmayı” reddedince iktidarın ezberi bozuldu. Bu ezber bozulması yalnızca farklı eğilimlerin asgari müştereklerde buluştuğu ve yol yürüdüğü ile sınırlı kalmadı, bakış açıları değişmeye başladı.

Muhalefetin yakaladığı psikolojik üstünlük başka bir Türkiye’nin mümkün olduğu hayalini güçlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun asgari ücret, emekli ikramiyesi, KYK kredilerinden faizlerin silinmesi, ÖTV’nin kaldırılması gibi önerileri yeni kırılmalar yarattı. Erdoğan ve yarattığı oligarşik yapı bu önerilere her seferinde “kaynak nerede” diye karşı durdu, “hayal” diye tepki gösterdi ve bu önerileri getiren Kılıçdaroğlu’nu küçümsemeyi tercih etti ama sonrasında kamuoyunda karşılık bulan bu önerileri tek tek uygulamak zorunda kaldı!

Kılıçdaroğlu son olarak “iktidara geldiğimizde emeklilere 15 bin TL ikramiye vereceğiz” deyince AKP yine benzer bir refleksi ortaya koydu. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati “bu önerinin herhangi bir geçerliliği yok, bu hazineye 300 milyar liralık bir yük getirir, bunun kaynağı nerede” diye sormakla kalmadı “Milletin aklıyla oynamasın kimse” dedi.

Çünkü Nebati’nin bakış açısı devlet deyince, sosyal bir devleti değil, devlete, kamuya, belediyelere yaslanarak büyüyen oligarşik bir devleti ve hormonlu zenginleri işaret ediyor. Nebatigillerin gözüyle bakınca 8 bin 506 TL’lik asgari ücretin altında 7 bin 500 TL maaş alan emeklilerin, 2 bin TL ikramiye alması normal, 15 bin TL ikramiye alması anormal oluyor!Bakış böyle olunca Kılıçdaroğlu’nun 16 milyon emekliye 15 bin TL tutarında iki ikramiye ödemesini sosyal devletin ve yoksullukla mücadelenin bir parçası olarak ödenecek olmasını tahayyül bile edemiyorlar!
Kılıçdaroğlu daha önceki önerileriyle de bu son önerisiyle de (bu önerilere 100 bin öğretmen atamasını da dahil etmek gerekir) yalnızca bir sosyal proje önermiyor, başka bir bakış açısı ortaya koyarak, Türkiye gibi büyük ve engin olanaklara sahip bir ülkede tercihler ve öncelikler değiştirilirse devletin millete başka bir gözle bakabileceği, sosyal devletin hayat bulabileceği, gelir dağılımda da adalet sağlanabileceğini işaret ediyor, yani bu önermelerle, bu bakış açısıyla aslında devlette radikal bir dönüşüm öneriyor!

Çok açık ki, krize rağmen zenginlerin sayısının arttığı, zenginin daha zengin olduğu, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 32 bin TL’ye dayandığı bir ortamda toplumun yüzde 80’i hızla yoksullaşırken, bu düzeni ancak radikal hamlelerle düzeltmek mümkün olur! Kamucu ve sosyal bir devleti öne çıkaran Kılıçdaroğlu bunu öneriyor…

SİYASAL VURGUN MU, SOSYAL DEVLET Mİ?

Yoksulluk artarken birilerinin devletle bütünleşmiş iktidarın siyasi gücünü arkasına alarak geometrik büyümelerle 10-15 yıl içinde anormal zenginleşmesi klasik kapitalizm koşullarında bile mümkün değildir. Böyle bir zenginleşme ancak devletin gücünü arkasına alarak siyasal vurgun yapmakla mümkün oluyor. Erdoğan iktidarı tam da bunu yapıyor!
14 Mayıs akşamından itibaren yeni bir siyasal iklim iddiasındaki Kılıçdaroğlu’nun son çıkışı bu yüzden önemli ve değerlidir.

Kaynaklar doğru kullanıldığında “itibardan tasarruf edildiğinde” başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu yaşayarak tanıklık etmek de mümkün olur…

ÜÇÜNCÜ YOL YOK!

6 Şubat’ta yaşanan büyük deprem sonrası “Erdoğan’la hizalanmayı” açıkça reddeden Kılıçdaroğlu’nun haklı olduğu aradan geçen iki aylık sürede fazlasıyla doğrulandığı gibi, şimdi de gelir dağılımında adalet ve hukuk üzerine oturan radikal söylemlerinin doğrulanması için hem Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesi hem de muhalefetin meclis çoğunluğunu alarak seçimi kazanması bir zorunluluktur!
Türkiye’nin ezici bir çoğunluğunu yoksulluğa mahkum eden bu düzenden kurtulmak için Cumhurbaşkanlığı seçiminde üçüncü bir yol maalesef yok! Çok açık ki, Erdoğan statükoyu, Kılıçdaroğlu yarının Türkiye’sini temsil ediyor!
14 Mayıs devleti bir avuç oligarşik bir yapının çıkarları için kullanan otokrasi ile kaynaklar doğru kullanıldığında sosyal devletin mümkün olduğunu gösteren demokrasi arasında bir tercih olacaktır!

Rüzgar değişimden yana esiyor. Trabzon ve Isparta buluşmaları bunu gösteriyor. Valilik çadıra izin vermese de, Trabzonlu değişime yol verdi! Bu rüzgarı büyütmeli ve Ekrem İmamoğlu’nun dün Isparta’da dediği gibi birleşerek “bu işi ilk turda” bitirmeli!