Müjde ve şeref ne demek bilir misiniz?

18 Şubat 2021 Perşembe

Levent Evkuran

 

Müjdeler var yurdumun toprağına taşına
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına

Bekir Sıtkı Erdoğan’ın 1973 yılında Cumhuriyetin 50. Yılı için yazdığı şiirin ilk iki satırı böyle başlıyor.
Birinci satırda müjde var ikinci satırda şeref.
İkisi de bu ülkeye dair. Müjde bütün ülkeye… Ülke insanına, ülkenin toprağına taşına bu müjde.
O günden sadece 50 yıl önce binbir zorlukla kurulan bir cumhuriyetin varlığından duyulan şeref ise bu şiirin ve marşın ikinci satırında.
Bu ülkeye müjdeler de şerefler de çok yakışıyor.

Tamamını en sondaki linkte bulacağınız bu şiirin içinde bugünü aramaya başlayalım, ne dersiniz!

Şiirin bir de nakaratı var. Her dörtlükten sonra tekrar eder bu nakarat. Hiçbir koşulda unutmamamız içindir bu tekrar.

Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu

Tam da budur bundan tam 48 yıl önce tarif edilen şey. Cumhuriyet özgürlüktür. Özgür olabilmektir. İnsanca varlık yoludur Cumhuriyet.

Şiir devam ediyor. Herkesi içine alan cumhuriyet gibi şiir. Herkes için bir satır kaleme almış Bekir Sıtkı Erdoğan.

Yaşasın hür ulusum, soylu gencim, benliğim
Yaşasın şanlı ordum, sarsılmaz güvenliğim

Ulusun hür olması her zaman önemliydi, cumhuriyetin varlık nedeniydi. Cumhuriyet kurulurken de 50. Yılını kutlarken de…
Yaşasın soylu gencim, benliğim diyordu Bekir Sıtkı Erdoğan. Cumhuriyetin 50. Yılında böyle görüyordu, gençliği, böyle devam etsin istiyordu benliği…
Mustafa Kemal’in kurduğu orduyu betimlerken seçtiği kelime şanlı idi. Şanı Mustafa Kemal ile bir somun kuru ekmek ve bir tas çorba ile girdiği savaşlardan onuruyla çıkmasında geliyor.
Ve Anadolu’nun bağrından çıkan elleri kınalı kuzuların peygamber ocağı bellediği askerler sağlardı ülkenin sarsılmaz güvenliğini.

48 yıl önce kaleme alınan 50. Yıl Marşı şiirindeki bu kelimelerin bugününe bir bakalım. Ve Cumhuriyet’in 100. Yılı için yazılacak bir şiirde hangi kelimeler olacak sonra hep beraber arayalım.

48 yıl sonra o müjde bugünün cumhurbaşkanın ağzında halkın gözünü boyamaya çalıştığı kapkara bir renge dönüştü. Petrol müjdesi… İnsanların canı pahasına çıktıkları operasyonlarda bırakılan canlar için kullanıldı bu kelime. Yazık oldu çok yazık. Hem bu insanların yüzünü güldüren kelimeye, hem de yitip giden canlara yazık oldu.

Şeref de öyle. Bugünün cumhurbaşkanının koruyamadığı Anadolu insanlarının analarına parti kongrelerinde alkış kıyamet arasında sunulan bir telefon görüşmesi oldu. O insanlar, o analar zaten şerefli. Evladının mezarı başındaki bir ananın yanında durmak yerine bir kürsüden bahşedilecek bir kavram değildir şeref.
Keşke o anayı evladı o mağaradayken çıkarsaydın o kürsüye. Dünya görseydi o anayı. Dünya duysaydı o anayı. Belki birilerinin parmağı kıpırdar, belki birilerinin yüreği sızlardı. Bugün sadece o ananın gözü yaşlı. Diğerleri gülüyor kürsülerden.

Özgürlük de öyle. O gün tarif edilen özgürlük bugün herkesin elinden alınan bir kavrama dönüştürüldü. Gazetecinin elinden alındı. Sendikacının elinden alındı. Siyasetçinin elinden alındı. Bir twit için tutuklama, bir yazı için hapis… Hak arayan işçilere tekme, cop ve gaz oldu bugünün elinde özgürlük.

İnsanca varlık da öyle. O gün anlatılan insanca varlık yolu insanların evlerine huzurla gidebildiği, karınlarının doyduğu birer varlık olmanın özlemiydi. Oysa bugün o insanlar çocuklarına komşularına emanet edip yaşamlarına son veriyor açlıktan, çaresizlikten. Kime en anlatıyorsunuz?

Soylu gencim de öyle. 50. Yılda adı anılan, şiirde yerini bulan soylu gençler bugün üniversite kapılarında, caddelerde sokaklarda sürüklenen, tutuklanan gençliğe dönüştürülmek isteniyor. Soylu gencim yerine dindar ve kindar nesillerin hayali kuruluyor.

Şanlı ordu da öyle. İçinden çıkan Mustafa Kemaller, İsmet İnönüler, Kazım Karabekirler ve daha nicelerinin kahramanlıklarıyla şanlı oldu. Oysa bugün nerede varın siz söyleyin. Halkına kurşun sıkan bir orduya dönüştürülen bu yapıya zamanında verdikleri desteği “Allah affetsin” diyerek geri alabileceklerini sananların nasıl yanıldığını hep beraber görüyoruz.

Sarsılmaz güvenliğim. İşte o şiirde aradığımız bugüne dair son iki kelime. Sarsılmaz güvenliğimizin teminatı olarak bu şiirde yüceltilen kavram kendi içinden çıkan darbecilerle sarsıldı en başta. Ve o darbeciler halkının üstüne bomba yağdırıp, kurşun sıkarken bir askeri üste rehin alınan genelkurmay başkanı bugünün Milli Savunma Bakanı.
O bakanın kendi o ‘rehinlik saatlerinden’ bir helikoptere binerek kurtulurken, bugünün Gara’sında -ne saatleri yıllardır tutulanlar o helikopterlere canlı binemedi.
Yürekler sarsıldı.

İşte müjde, işte şeref, işte özgürlük, işte gençlik, işte ordu, işte güvenlik.
Hem de sadece 48 yıl arayla.
Ve sadece iki yıl sonra bu ülkede bir de 100. Yıl Marşı yazılacak.
Ve bu halk önümüzdeki iki yılda içi boşaltılan, parti kongrelerinde hoyratça kullanılan, halkın emaneti evlatlarına sahip çıkamayanların rezil ettiği kelimelere anlamlarını yeniden verecektir.
Ben umutluyum.

***
Bekir Sıtkı Erdoğan’ın 50. Yıl Şiiri ve
Necil Kazım Akses’in 50. Yıl Marşı

https://www.ktb.gov.tr/TR-96295/50-yil-marsi.html

Benzer Haberler