Connect with us
TELE1 TV CANLI YAYIN

Kılıçdaroğlu’na tehdit aslında Erdoğan’a şantaj mı?

19 Kasım 2020 Perşembe

Evet gerçekten de bizim Kılıçdaroğlu’na tehdit sandığımız şey aslında Erdoğan’a yönelik bir şantaj olabilir mi? Niye olmasın? Soruya soruyla yanıt vermek medya tartışmacılığı sektöründe önemli bir silahtır! Biz de en kolayından gidelim soruları soralım, sorularla cevap verelim. Zaten en doğrusunu okur bilir. Çünkü okur da kendisinin ne bildiğini göstermek için okur. – Yok o iş öyle değil, der ve mevzu uzar gider.

Alattin Çakıcı’nın devletle ilişkisi ülkücü camiayla tanışmasından bu yana hiç kesilmedi. Her zaman devletin yayında oldu. Gün geldi, Asala ve Dev-Sol operasyonları için devlet tarafından eğitildi.

Gün geldi, MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu tarafından temin edilen sahte isme düzenlenmiş gerçek pasaportla seyahat etti. Gün geldi, Beşiktaş futbol takımının kafilesi içinde gösterilen yine bir sahte isim adına alınan vizeyle seyahat etti.
Singapurlara kadar gitti. Tatiller yaptı, başına bağladığı bandanayla onu kimse tanıyamadı. Amerika’ya gitti. New York-New Jersey sınırındaki bir benzin istasyonunda günler geçirdi. Onun peşine yola çıkan dönemin “Avcı” lakaplı polisiyle bir yolun iki kıyısında karşılıklı oturup birbirlerine baktılar. O polise yıllar sonra ‘Çakıcı’yı niye almadın’ diye sorulduğunda ‘Bana bul, dediler al demediler’ yanıtını verdi.
1991 yılında evlendiği Uğur Kılıç ile 1994 yılında boşandı. Uğur Kılıç döneminin yeraltı dünyasında “Abi” diye tanınan Dündar Kılıç’ın kızıydı. Bu evlilik Alattin Çakıcı’nın ‘gayrımeşrudaki’ yeri için sağlam bir adımdı. Aileye girmiş, kesişmesinden korkulan yollar birden birleşmişti.

Ancak Uğur (Kılıç) Çakıcı da benzer bir karakterdi. İnişleri çıkışları vardı: Hastaneye yatıp görüşmeye davet ettiği bir gazeteciyi yastığının altından çıkardığı silahla vuracak kadar gözü kara bir karakterdi.

Evlilikleri yürümediği gibi çocukları üzerinden süren ilişkileri de yürümedi. 1995 ocak ayında Uğur Kılıç helikopterle gittiği Uludağ’daki otel lobisinde Alattin Çakıcı’nın gönderdiği ve kendisinin de tanıdığı tetikçinin “Abla kusura bakma” sözlerinin ardından vuruldu. İlk evliliğinden olan oğlu Onur Özbizerdik’in yanında ve bir sedyede taşınırken yaşamını yitirdi. O Onur Özbizerdik ile bugün de kanlı sayılırlar.

Alattin Çakıcı o günlerde bu işle ilgili dönemin ünlü bir polis müdürünü de tehdit etti: “Benim üniformaya saygım var, onu çıkardığın gün senin hesabını göreceğim” diyordu.

Türkiye bu cinayeti konuşurken Çakıcı yurtdışında Dev-Sol lideri Dursun Karataş’ı öldüreceğini bir faks mesajıyla ilan etti. Rivayet odur ki, karşı karşıya getirilmelerine karşın bu eylemi gerçekleştiremedi.

Sonrasında Türkiye sıklıkla Alattin Çakıcı konuştu:

Türkbank’ın satışında konuştu. Mesut Yılmaz, Korkmaz Yiğit. Özer Çiller ve sair aklınıza kim gelirse tehdit etti. Konuşma kayıtları ortalıkta dolaştı. Best of Çakıcı diye kaseti bile yapıldı, promosyon malzemesi oldu.
Karagümrük Çetesi diye bilinen Nuriş Kardeşlerle karşı karşıya geldi. Gültepe’den Karagümrük’e kadar birçok yerde çatışmalar yaşandı. Cezaevlerinde koğuş baskınları yapılıp infazlar gerçekleştirildi.

Sadece gayrımeşru dünya mı? Tabii ki hayır! Hayatında hep ünlü insanlar oldu ya da ünlü insanlar onunla olmayı seçti.
Türkiye’de ve dışarıda olduğu dönemlerde gittiği mekanlarda geniş masalar kurdu, o masalardan şarkıcılara “Çırpınırdı Karadeniz” isteği gitti ve hep beraber söylenildi, eğlenildi. Türkiye’de olmadığı dönemlerde de ünlü isimler onun için bir şeyler yapıp durdu.

Yine yurtdışında olduğu günlerden birinde yaşı gelen oğlunun sünnetini dönemin ünlü bir oyuncusu yaptırmıştı. O günlerde televizyon programı da yapan bu ünlü oyuncu o sünnet törenini kaydedip baba Çakıcı’ya gönderdi desem inanır mısınız? Bence inanırsınız!
Devlet ile iç içe, ünlülerle iç içe ve her şeyi silahla çözen bir isim. Konuşarak çözdüğü bir işe tanıklık eden var mı bilmiyorum.

Mektup yazmak onun için her dönem bir iletişim aracı oldu.

Tansu Çiller’e, Necmettin Erbakan’a, Özer Çiller’e kadar herkese mektup yazdı. Kimine “Aynaroz Kadısı” dedi, kimini tehdit etti.
Bugünlere gelindi. Erdoğan’a mektup yazdı, Bahçeli’ye mektup yazdı. Herkes ondan nasibini aldı. Hatta bir gün Devlet Bahçeli bir de davet aldı. MHP lideri kalktı cezaevine gitti, Çakıcı’yı ziyaret etti.

O ziyaretten sonra meşhur af hikayesi gündeme geldi. Erdoğan önce dinledi, bekledi. Kamuoyundaki karşılığını ölçtü, biçti çok da aklına yatmadı. Ancak iş uzayınca önce cezaevindeki Çakıcı’dan sonra Saray’ın küçük ortağından baskılar geldi. Yine bir gece yapılan Saray ziyaretinin ardından apar topar af çıkıverdi. Tabii ki Çakıcı da dışarı çıkıverdi. Devlet istedi devlet affetti.

Kimse inkar edemez Çakıcı devlet ne zaman isterse yanında olmuştur. Bunu kendi de söyler her fırsatta. Cezaevinden çıktıktan sonra Bahçeli’ye saygıda kusur etmez ve teşekkür ziyaretine gider. Biraz durgun görüntüler verse de çeşitli davetlerle yurt gezilerine çıkar. Bunlardan birinde kendisine sorulan bir soru üzerine MHP’den ayrılarak İYİ Parti’yi kuran Akşener’in yeniden camiaya döneceğini de ima eder ama bu olmaz.

Bunlar yaşanırken Erdoğan’ın Akşener’e yönelik Cumhur İttifakı’na dahil olması isteği aslında hiç bitmez. Çünkü anketler ortada, seçim zaferleri artık uzaktadır. Bahçeli’nin gazıyla kabul ettiği Başkanlık sistemi yüzde 50 artı 1 yüzünden başa bela olmuştur.

Yüzde 50 artı 1 seçilmek için yetmişti ama sürdürmek için yetmiyordu. Bunun için ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemden’ yana olan Akşener bu koşulla herkesle görüşebileceğini sadece ima etmez, doğrudan söyler. Zaten Erdoğan’ın muhalefe yönelik atış menzilinden de Akşener bu sayede biraz uzak kalır.

Ve fakat bu durum MHP’de ve Bahçeli’de aynı karşılığı bulmaz. Erdoğan-Bahçeli-Akşener fotoğrafına zinhar karşı çıkar.
Bahçeli’nin bu gibi konularda gözü kara, tavrı ya herru ya merrudur. Önce anlatır bakar olmaz sonra eyleme geçer. Ve genellikle de dediğini yaptırır.
Bahçeli bu! Erken seçim mi, der ve yaptırır.
Başkanlık sistemi mi, der ve yaptırır.
Af mı, der ve yaptırır.

Ve şimdi de Akşener’den kurtulmak mı istiyor?

Geldik mi başta dediğimiz soruya soruyla yanıt vermeye? Hadi başlayalım.
Bahçeli ittifak içindeki Akşener ihtimalinden kurtulmak mı istiyor?
İstemiyor mu? Bal gibi istiyor.
Peki Akşener’den kurtulmak için Çakıcı’yı mı kullanıyor?
Niye kullanmasın? Dava arkadaşıyız diyor.
O zaman niye Kılıçdaroğlu’nu tehdit ediyor? Niye etmesin? Meral Akşener sonuçta bir kadın! Nezaketen olmaz.
Bunun Erdoğan’a şantajla ne alakası var?
Niye olmasın? Hadi bakalım göreceğiz? Savcılar harekete geçebildi mi? Hayır.

Savcılar neyi bekliyor?
Sizce neyi bekliyor? Bal gibi Saray’dan veya Saray kabinesinden işaret bekliyor.
Nihayetinde sosyal medya baskısı karşısında bu soruşturma için belli belirsiz bir işaret veriliyor! Onu da savcılar aracılığıyla değil, AKP’li Bülent Turan’dan öğreniyoruz. Turan soruşturmanın başlatıldığı bilgisinin kendisine verildiğini söylüyor. O kadar…

Erdoğan bu soruşturma işaretini niye böyle belli belirsiz veriyor ve biz bunu bir AKP’liden öğreniyoruz?
Gülmeyin Bahçeli’ye rağmen nasıl versin? Bizi de güldürmeyin. Adam dava arkadaşım diyor.

Bahçeli bugün Erdoğan’dan Akşener’den uzak durması dışında ne istiyor bilmiyoruz ama ipleri bir kez daha ele aldı. Hem de bir elinde koalisyonun iplerini öbür elinde Çakıcı’yı tutuyor.
Haa, bu arada Çakıcı bunları niye yapıyor?
Bilmem, sizce niye yapıyor?
İster misiniz bir mektup daha yazsın?
Bilmem, niye yazmasın?