Kılıçdaroğlu: Saray da bizi dinliyor, o da bağlansın

8 Ocak 2022 Cumartesi

Kılıçdaroğlu: Saray da bizi dinliyor, o da bağlansın

Habertürk’e konuk olan Kılıçdaroğlu’nun yayınına önce TBMM Başkanı Şentop, daha sonra Bakan Adil Karaismailoğlu bağlandı. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu “Saray da bizi dinliyor, onun da bağlanmasını istiyorum” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk yayınında Teke Tek programında Fatih Altaylı’nın sorularını cevapladı. Programda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde başlatılan teftişe ilişkin Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun görevden alınmasına ilişkin soruya ise “Böyle bir ihtimal görmüyorum. AKP içerisindeki vicdan sahibi kişiler bile bunun olmaması gerektiğini söylüyor” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu MEB ziyaretine ilişkin konuşurken, “TBMM Başkanı devreye girmeliydi” dedi, bunun üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentop yayına bağlandı. Şentop, “Siz çok özel bir şey planlamışsınız, yapın. Ama kalkıp planınıza malzeme olmayan Meclis Başkanı’nı suçlayamazsınız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreteri olduğu dönemde yolsuzluk yaptığı iddia etti. Şentop’un ardından Karaismailoğlu da canlı yayına bağlandı. Karaismailoğlu Kılıçdaroğlu arasındaki tartışmada tansiyon yükseldi, bakan yayından ayrıldı.

CHP’li Günaydın, İBB’ye en son ne zaman teftiş yapıldığını açıkladı!

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Sayın Bahçeli’nin söylediğini bir tarafa bırakıyorum. Eleman alımıyla bilgiler elbette devletin denetimdedir. Elbette denetlenebilir. Hiçbir zaman ‘niye müfettiş gönderdiniz’ diye şikayet etmedik. Bir suçlama yapıldı, suçlamanın gerekçesi havada, teröristleri alıyorlar, istihdam ediyorlar vesaire. Eğer soruşturma açacaksanız, iyi hal kağıdı verenlere açacaksınız. İBB’nin Milli İstihbarat Teşkilatı mı var? Yapılan kumpas, işin Türkçesi İstanbul’u almamızı bir türlü hazmediyorlar. Nasıl olur da İstanbul’un rantını 16 milyona Ekrem İmamoğlu’na verir? Bu rantı bir avuç insana değil İstanbullular’a verecek. Bütün belediye başkanlarımız, İçişleri Bakanlığı müfettişleri, kontrolleri, Sayıştay denetçileri denetliyorlar. Hiçbir şikayetimiz yok, istedikleri kadar denetlesinler. Ama önyargıyla gidiliyorsa. Önce bir bekle bakalım müfettişlerin raporunu. İBB soruşturma açtı, pek çok yolsuzluk dosyasını düzenledi, İçişleri Bakanlığı müsaade etmedi. Ne oldu bu yolsuzluk dosyaları? Üstü kapatıldı. Söylüyoruz, bunu ama dosya onların ellerinde. Rakamları kamuoyuyla paylaşıyoruz. Ama önümüzde bir duvar var.

“Bu terör değil ‘bir şey bulacağız’ soruşturması”

KARAİSMAİLOĞLU’NA YOLSUZLUK SUÇLAMASI

Şimdi Ulaştırma Bakanlığı yapan kişi eskiden İBB’de Genel Sekreter Yardımcısıydı. İş olmuş gibi tutanak tutuyor, düzenliyor, adama para veriyorlar. İhale yok, bina da yok. İhale yapılmış gibi tutanağı tutup adama para veriyorsunuz. Bunun hesabı sorulacağına bu adamı bakan yapıyorsunuz. Belgeler var, imzası var. Getirdiniz, bakan yaptınız, ne oldu? Dokunulmazlığı oldu. Kimsenin hakkını yemek istemem. Müfettiş olmak kolay değildir. Herhangi partiye sempatisi olabilir. Müfettişin vicdan taşıması lazım. Olaylara bakacak, soru soracak, tabii ki Ekrem Bey’e değil; ilgili kişiye soracak. Olayların birilerinin beklediği noktaya ulaşacaklarını hiç sanmıyorum. Bunu AK Parti’nin içindekiler de söylüyor zaten. Ben müfettişlerin bir talimatla bu işi gidelim, soruşturma açalım, Ekrem Bey’i görevden alalım, böyle bir şey işin doğasına aykırı, mümkün değil.

İçişleri’nin İBB’ye teftiş başlatmasına tepkiler yağdı!

“TERÖRİSTSE ŞİMDİYE KADAR NEREDELER”

Teröristse şimdiye kadar neredeler? Tutsunlar, mahkemeye versinler. Polis, savcı, Bakanlık, Cumhurbaşkanlığı var mı, var. Yakalarsın, götürürsün, ifadesini alır, gereğini yaparsın. Bu adamlar şu anda çalışıyor. Ya iftira atılıyorsa. Bunlardan hepsinin tazminat davası açmasını isteyeceğim. Yerel seçim öncesi Ankara’da Mansur Bey’e iftira attılar. Kazanırsa su paralarını teröristler toplayacakmış. Akla ziyan şeyler. Bunlar günlerce yazıldı, çizildi. Düşünce saçmalıkların biriktiği bir alan gibi. Her türlü iftira rahatlıkla atılabiliyor. Ben eski denetim elemanıyım. Denetimden geliyorum. Denetimin bir ahlakı vardı. Ben buna rağmen savcılara, müfettişlere güveniyorum.

Erdoğan bu kez Ankara Büyükşehir’i hedef aldı: Aynısı orada da var

“BU ADAM TERÖRİSTLERİ İSTİHDAM EDİYORSA YAKALA KARDEŞİM”

Hükümet kim? Bakan kime bağlı? Kendisine. Emniyet, MİT kime bağlı? Adalet Bakanlığı kendisine bağlı. Teröristler var diye suçluyor. Beyefendi sen orada armut mu topluyorsun. Terörist üzerinden belediye başkanını suçluyor. İftira ile devlet yönetilmez, akıl, bilgi ve birikimle yönetilir. Bu adam teröristleri istihdam ediyorsa yakala kardeşim. Telefonların sürekli dinlendiklerini düşünün. Önce kendi belediyelerine baksın. Olmayan işi olmuş gibi gösterip, tutanak düzenleyip, olmayan işin parasını veren adamı getirip bakan yaptı. Bakanın ‘bana iftira atıyorlar’ demesi lazım. Dava bile açamıyor.

MEB’de atama! Yeni isim “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü”nden!

TÜİK ZİYARETİ

TUİK Başkanıyla görüşseydim neye göre saptıyorsunuz diye soru soracaktım. TÜİK’in internet sitesinde ‘herhangi sorunla karşılaştığınızda bizi ziyaret edebilirsiniz’ diyor. Ben bir sorunla karşılaştım. Bırakın ana muhalefeti, genel başkanlığı, bir milletvekili bir yere gidecek, siz kapıyı kapatıyorsunuz. Tepkiyi TBMM Başkanı’nın göstermesi lazım. Niye gösteremedi? Çünkü saraydan talimat alması lazımdı tepki gösterip, göstermemesi için. Ben oraya işçinin, emeklinin, asgari ücretlinin, milyonlarca kişinin hakkını aramak için gittim. Sonuçta asgari ücretlilere bir rakam verildi, ama emekliye ne verildi? Yüzde 25, enflasyon kaç? Emeklinin suçu ne? Emekli çalıştı, üretti, alın teri döktü, ülkenin kalkınmasına katkıda bulundu, primini üredi, ‘artık senin insanca yaşamana gerek yok, sen bunla idare et’ diyor. Bütün emeklilere diyorum, ‘Sandığa gidip hala AK Parti’ye oy veriyorsanız o zaman memnunsunuz’ diyorum.

“SARAY ‘RANDEVU VERMEYİN’ DEMİŞ”

Ben Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde konuşacaktım. Saray ‘randevu vermeyin’ demiştir. Benim oraya gidişim sadece ve sadece bu olayı kamuoyuna ve daha geniş kitlelere duyurmak. Kapı açık da olsa zaten girmeyecektim. Ama onlar korkularından oraya zincir takmışlar. Ben bu meseleye dikkat çekmek için gitmiştim. Bu öğrencilere söz verdim, sizin için internet sitesi açağım dedim. Artı onlara her türlü hukuki desteği vereceğimizi söyledim. Bütün illerde avukat arkadaşlarımız çalışıyor, bunların dilekçesini yazacağız, haklarını sonuna kadar savunacağız. Biz iktidar olursak KPSS’yi yapacağız, sözlüyü kaldıracağız. Bazı alanlarda sözlü olabilir, o zaman kamera koyacağız. Matematikte dereceye giren öğrenci şunu söyledi, ‘Türkiye’de dereceye girmişim, bütün sorulara cevap verdim, teşekkür ettiler, ben de sevindim artık öğretmen olacağım diye. Sonuçlar açıklanınca gördüm ki kazanamamışım’. Sınava giriyoruz, yüzümüze bile bakmıyorlar diyorlar. O zaman biz anlıyoruz ki, bunlar bizi eleyecekler.

Haksızlık karşısında susarsak bizim siyaset yapmamızın bir anlamı kalmaz. Bu çocuklar bizim partiye oy verip vermiyor mu diye bir arayışa girmedim. Hiçbir zaman sormadım. Bizim bu haksızlıkları dile getirmemiz gerekiyordu. Beyler rahatsız oluyorlar. Erdoğan hiç konuşmuyor, ‘niye Milli Eğitim Bakanlığı’nın önüne gidiyorsun’ diyor. Arkadaş bir sor bakalım; ben oraya niye gidiyorum? Önce senin itiraz etmen lazım. Dereceye giriyor, daha düşük puan verip eliyorlar. Ben orada Bakanı görsem ne olur? Bir haksızlık var, giderilmesi lazım.

ERDOĞAN’A ‘SOKAK’ YANITI

Zaten hepimiz sokaktayız. Kimimiz parkta, kimimiz parkta. Sokağa çıkmaktan kast ettiğim şu; bunlar şunu istiyor; biz sokağa çıkacağız, camı pencereyi kıracağız, Erdoğan bunlardan hoşlanacak, OHAL ilan edecek. Oh ne güzel istediğim kararnameyi çıkaracağım. Sokağa çıkmaktan kastımız buydu. İzin alarak miting yapıyoruz zaten. Mitingin korumasını polisler yapıyor. Sonuçta bu ülkenin güvenlik güçleri. Bizim ülkede demokrasi yok ki! İnsanlar çıkıp, bildiri okuyacaklar. Baskı, jop herşey var. Nasıl yapacaklar? Demokrasi olsa zaten sorun olmaz. İnsanlar düşüncelerini söylerler, yürüyüş yapabilirler. Anayasa diyor zaten, silahsız ve saldırısız önceden izin almaksızın yürüyüş yapabilirsiniz. Anayasa da askıya alınmış. CHP ve kendi tabanımız adına konuşuyorum. Mersin’de şu meydanda değil burada dediler, yaptık. Meydan belediyeye ait. Bir gerginlik olmasın diye.

“GİDİCİ OLDUĞUNU BİLDİĞİ İÇİN ÇATIŞMA, GERGİNLİK İSTİYOR”

Gidici olduğunu gayet iyi biliyor, çatışma, gerginlik istiyor. O nedenle her türlü hakareti yapıyor. Sadece gülümsüyorum. Bütün yetkilere sahip olan birisi rakibine hakaret ediyorsa bu acizliğin görüntüsüdür. Artık gülüyorum. Kesinlikle artık ülkeyi yönetme kapasitesi bitmiştir. Gerginlik, kavga üzerinden varlığını sürdürmek istemektedir. Devletin güçlerini kullanarak bunu yapmak istemektedir. Cesareti varsa televizyonda karşıma çıkar. Cesareti yok, bilgisi yok birikimi yok. İstersen promteri de getir. Vereceği çok hesap var. Asıl temel nokta orası. Erdoğan’a ne söyledim; mal varlığını araştırırım. Tek kelime bile etmedi. İktidardan gitmenin onun için ciddi maliyet doğuracağını biliyor. Devlet endişe ile yönetilmez.

SEÇİM İÇİN TARİH VERDİ: EKONOMİYİ GÖTÜREMEZLER

Önümüzdeki Eylül ayında seçim bekliyorum. Ekonomiyi götüremezler. 20-27 Aralık arası Türkiye’nin en büyük soygunu gerçekleşti. Dolar alanların büyük kısmı kaybetti. Sağolsun Nebati Bey açıkladı kamuoyuna, biz de oradan öğrendik, ‘küçük tasarruf sahipleri zarara uğradı’ diye. Bir korku iklimi yaratmak son derece tehlikeli. ‘Bu gitmez, sandığı koymaz?’ deniyor. Niye gitmesin, niye sandığı koymasın. Demokratik yollardan gidecek. Bu ülkede ilk kez sandığa gidecek 6 milyon 200 bin genç gönderecek. Bundan daha güzel başarı olabilir mi? Onun tuzağına düşmeden inandığımız yoldan kararlılıkla devam etmeliyiz. O gerginlik yaratacak ama biz oraya takılmayacağız. Her türlü hakareti yapacak, yapsın sabahtan akşama, istediği kadar yapsın. Ona en büyük iyiliği ben yapıyorum. Hatalarını ben söylüyorum. Yakın çevresinden hiçbirisi buna cesaret edemiyor. Bizim MYK’da arkadaşlarımız bana söyler ‘sayın genel başkanım bunu yanlış yaptık’ der. Zaten bizde bunu söylememek eşyanın tabiatına aykırı. Biz gerginlik yapacak eylemin içinde olmayız.

“DOLAR GİTTİĞİ YERİ UNUTMAZ”

Başarı fiyatta istikrarı sağlamaktır. Doların şimdi, 6 ay, 1 yıl sonra kaç lira olacağını herkes bilir. Dolardaki bu oynaklık nedeniyle kimse 1 saat sonra ne olacağını bilmiyor. Sanayici ve esnafla konuştum. Dolar geriye gitmez, gittiği yeri unutmaz. Erdoğan da öyle yaptı. 18’e göre petrole zam yaptılar. Dolar düştü, benzinin fiyatı düşmedi, tam tersine arttı. Bu millete kazık atmak demektir.

Olayı sadece Dolar endeksli alırsanız yanlış yaparsanız. Kesinlikle ülkeye demokrasi gelmeden fiyatlarda istikrar sağlayamazsınız. İlk işimiz demokrasiyi getirmek, üretimi, sanayiciyi destekleyeceksiniz. Teşvik politikasını katma değeri yüksek ürün üreten firmalara vereceksiniz. Güçlü bir sosyal devlet oluşturmanız lazım. Biri aç, bir toksa huzuru bulamazsınız. Devlette liyakat sistem, sürdürülebilirlik, bunların hepsi olacak. Önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanı, Millet İtitfakı’nın Cumhurbaşkanı olacak. İlk 1 hafta içinde stratejik planlama teşkilatı kuracağız. Her alanda birikimli 15-20 kişi atayacaksınız. ‘Bana 15 gün içinde Türkiye’nin bütün rakamları getireceksiniz’ diyeceksiniz. Bu rakamları beklerken Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayacaksınız. Anlatın sorunlarınız diyeceksiniz. Hangileri nasıl çözülecek, nasıl çözülmeyecek? Sorunu yaşayanı dinleyeceksiniz ki, çözebileceksiniz.

“HAVAALANI, KÖPRÜLER, BİZ BUNLARI KAMULAŞTIRACAĞIZ”

Devlette israfa bir genelgeyle son vereceksiniz. Yeni seçilecek Cumhurbaşkanının toplumla kendisi arasındaki güven ilişkisini sağlıklı kurması için bunu söylüyorum. Toplum Erdoğan’a, Erdoğan da topluma güvenmiyor. Bazı rakamları bilmiyoruz. Mesela İstanbul Havaalanı kaça yapıldı? Yollar, köprüler kaça yapıldı? Hangi yükümlülükler var? Ne kadar ödeyeceğiz? Sözleşmeler gizli. Biz ulaşamıyoruz sözleşmelere. Bunlar bildiğimiz ihale değil. Bunlar ayrı ve özel. Bu bilgileri istiyoruz, soru önergesi veriyoruz. Köprünün maliyeti ne? Bilmiyoruz. Biz bunları kamulaştıracağız, tamamını TL’ye çevireceğiz. İntikam duygusuyla değil, gerçek maliyetleri hesaplayıp, ‘al kardeşim paranı git’ diyeceğiz. Bu konuda yetişmiş, Tahkim davalarına bakmış hukukçular var.”

ŞENTOP YAYINA BAĞLANDI: DOĞRU DEĞİL

Kılıçdaroğlu diyor ki, ‘ben Milli Eğitim Bakanı’ndan randevu istedim vermedi. Şentop araya girmeliydi, girmedi Saray’dan talimat aldı.’ Ben TBMM Başkanı’yım. Milletvekillerinin iç tüzük haklarının neler olduğunu çok iyi biliyorum. Ama milletvekillerinin yaptıkları işlerle ilgili her zaman Meclis başkanı yanında, taleplerini karşılayacak bir makam değildir. Meclis Başkanının günlük siyasi malzemeleri olarak kullanılmasından rahatsızım. TBMM Başkanı’ndan bu talepte bulunmak doğru değildir.

KILIÇDAROĞLU: BEN RANDEVU AYARLASIN DEMEDİM

Ben randevu ayarlasın demedim. Ben gerçek anlamda parlamentoda başkanlık yapan birinin milletvekillerinin haklarını koruması gerektiğini söylüyorum. Vatandaşlarımız randevu almadan gelebilir diye yazan TÜİK’e de gittim, almadılar.

ŞENTOP: SİZ ÇOK ÖZEL BİR ŞEY PLANLAMIŞSINIZ

Ben gerçek Meclis Başkanı’yım. Ben gerçek Meclis Başkanı değilsem, Kılıçdaroğlu’nun gerçek Genel Başkanı olup olmadığı tartışmalıdır. Sayın genel başkan daha önce birçok milletvekilinin gittiği görüştüğü bakanlıktan bahsediyoruz.  Siz çok özel bir şey planlamışsınız, yapın. Yüzlerce milletvekili gitmiş. Kimseye engel olmamış ama siz özel bir planlama yapıyorsunuz. Ama siz kalkıp planmanıza malzeme olmayan Meclis Başkanı’nı suçlayamazsınız.

20 ARALIK AÇIKLAMASI

Başarı doların 6 ay sonra kaç lira olacağını bilmektir. 18’e göre petrole zam yaptılar ama benzin fiyatları düşmedi. Ben bunu söyleyince o bunu hazmedemiyor. Ekonomiyi bir bütün olarak ele almak lazım. Demokrasi gelmeden fiyat istikrarı sağlayamazsınız. İkinci olarak üretimi destekleyeceksiniz. Önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacak. İlk bir hafta içinde stratejik planlama kuracağız. Süratle her alanda birikimli 20 kişi 15 kişi atayacaksınız ve diyeceksiniz Türkiye’nin tüm rakamlarını bana getireceksiniz. Bu rakamları beklerken; ekonomik ve sosyal konseyi toplayacaksınız. Sorunlar nasıl çözülecek, burada konuşacak ve karar alacaksınız. Ve devlette israfa son vereceksiniz.

ADİL KARAİSMAİLOĞLU DA CANLI YAYINA BAĞLANDI

Karaismaoğlu: Bir muhalefet lideri sayın Kılıçdaroğlu, kötü siyasete bizleri alet etmek istiyorlar. Kendi söylediklerinde çelişiyor. Genel Sekreter Yardımcısı tutanak tutmaz zaten. Bütün İstanbul beni tanıyor. Oturduğunuz yerden iftira atmak çok ayıp. Sizin temsil ettiğiniz kitle var. Siz belediye çalışanları için namus sözü vermiştiniz, onu hatırlatmak lazım. Yazıktır, kul hakkı vardır. Biz Anadolu çocuklarıyız, üzülüyorum. Milyonların önünde bu iftirayı atamazsınız. Bu iftiralar sayesinde hiçbir yere gelemezsiniz. Lütfen kendinize gelen. İstanbul Havalimanı 10 milyar Euro’ya yapılmıştır, devletin kasasından kuruş çıkmamıştır. 25 yıl devlete 22 milyon Euro kira verilecektir. Bunların hepsi açıktır. Bu işi yapabilecek olan firmaların müracaat edip, yarışma sonucu alınmıştır. İşletmeci teklifini verir. Finans maliyetini hesaplayarak teklif verir. Kamu menfaati açısından en iyi teklif kim verirse kabul edilir. Genel başkan benim büyüğümdür. Aslı astarı olmayan, belgesi olmayan bir şeyi söylemesi bizi üzmüştür. Dava edilmiştir geçtiğimiz cuma günü. Hesabına verecektir.”

Kılıçdaroğlu: Önümde bir yazı var. Uydurma muydurma bilmem.

Karaismailoğlu: Genel Sekreter Yardımcısı tutanak mı tutar? Lütfen beni kötü siyasetinize alet etmeyin. Biz SSK yönetmedik. 25 yıldır İBB’nin nereden geldiği ortada. Böyle bir şey olabilir mi? Genel Başkan o kadar hassas ise mevcut belediyeden hesap sorsun.

Kılıçdaroğlu: İçişleri Bakanlığı müfettişleri gelse savcıdan bu belgeyi alsa.

Karaismailoğlu: Bu bir iddiadır. Kendisi de söylüyor. Yolsuzluk yaptı diyor, yakışıyor mu bir genel başkana. Bu zaten iddia zaten.

Kılıçdaroğlu: Şimdi Saray da bizi dinliyor. Onun da bağlanmasını istiyorum. Ben belgesiz konuşmam. Elimde belge var. Bu belge uydurma,yanlıştır diyebilirler. Devletin bütün elemanlarını devreye koysunlar.

Karaismailoğlu: Siz gidin belediye otobüsleri neden yolda kalıyor, hastane yolunu niye yapmadın diye belediye başkanından hesap sorun. Levazım Tüneli niye duruyor diye hesap sorun. Şu anda Dolmabahçe Tüneli’nden 60 bin araç geçiyor. Bu tünel yapılınca o kadar araç geçecek.

Kılıçdaroğlu: Bu bir belgedir, iddia değildir. Tarih ve numara da vereyim. Sayın Bakan ona da baksın. Belgesi var tutanak var. İçişleri Bakanı gelsin el koysun. Niye el koymuyor. Bu netameli bir iş, birilerine dokunacak. Görevlendir müfettişe. Bu iddiayı taşıyan kişi bakanlık yapamaz. Olay savcılıkta. Mutlaka bir ödeme yapılmıştır, yapılmadığı takdirde suç işlenir. Yapılmayan işe para verirseniz olur mu? Siz İBB’nin Cumhurbaşkanlığına kaç araç tahsis ettiğini biliyor musunuz? AK Parti’ye, Bakanlara, vakıflara niçin araba tahsis edilir. Bu milletin, fakir fukaranın parası çarçur edilir mi? Efendim bunlar iddia. Ne iddiası kardeşim. Plaka var, tahsis var. Ne iddiası Allah aşkına! Çıksın saraydaki zat ‘Biz araç tahsisi istemedik’ diye söylesin. Plakaları tek tek önlerine koyacağız. Resmi yazı var. Bakanlıklara resmi yazı var.

ADAYLIK AÇIKLAMASI: KİM OLURSA KAZANIR

Benim ittifak anlayışımda büyüklük küçüklük yoktur, eşitler arasındaki ilişki vardır. Adayı oturur konuşuruz. Bu konu orada duruyor. Bir Cumhurbaşkanının nitelikleri ne olmalı. Devleti iyi bilmesi lazım, devlet aklının ne olduğunu bilmesi lazım. Verdiği sözün arkasında durması lazım. Ne güzel bütün imzaları atıyorum, nereden çıktı bu parlamenter sistem dememesi lazım. Devletin işleri karmaşıktır, orada sizin önceliklerinizin ne olduğunu çok iyi bilmesi lazım. Biz bugünden ne yapacağımızın temel normlarını belirlemiz lazım.

Olay Cumhurbaşkanı değil sistem olayı. Devam edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Sisteme devam edeceksiniz Erdoğan var, etmeyeceksiniz karşısında oturan var. Cumhurbaşkanı 24 saat konuşmayacak, kimseye hakaret etmeyecek. Kısa süre içinde göreceksiniz, geçeceğiz. Olayı isme indirgerseniz en büyük hatayı yapmış olursunuz. Bizi isim mi, sistem mi kurtaracak? Kim olursa kazanır. Sisteme karşı birisi oturacak. Sen bu sistemi istiyorsan ona, değişmesini istiyorsan buna oy ver. Söyleyeceğiz, bunun nitelikleri bu, bunun nitelikleri bu.”

“ROBOSKİ’DE HAKSIZLIK VAR MI, VAR”

“Vaizlerle biraraya geldik. Koşa koşa gelip, bize oy verecekleri için değil, bizi tanımalarını istiyoruz. Onlara neyin nasıl olduğunu, yanlışları anlatıyorum. Ankara’da Kocatepe Camii var diyorum. O vakfın kurucularının arasında rahmetli İsmet İnönü. Şimdi siz buna nasıl dinsiz diyebilirsiniz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1921’de yaptığı konuşma var. ‘Milli abidelerimiz olan camiler için şu kadar ödenek ayırdık’ diyor. Bir önyargıyla insanlara atılan iftira sonucu garip bir tablo çıkmış ortaya. Doğruları önüne koyduğunuz zaman onlar zaten düşünüyor. Ben hiç kimseye ‘gel bizim partiye oy ver’ demedim. Karşılıklı ön yargılarımızı kırmak istiyorum. Vallahi müthiş güzel gelişmeler oluyor. Benim bile düşünemediğim boyutta gelişmeler var. Şanlıurfa’ya gittim, ayın 27’sinde Diyarbakır’a gideceğim. İnsanlar helalleşmenin kesin olması gerektiğini söylüyorlar. Roboski’de haksızlık var mı? Evet var. İnsanlar öldü mü? Evet öldü. En azından bir özür olması gerekiyor, bir sevginin olması lazım.”

“DEVLET ADİL OLMALI”

Bugün Berfo anadan söz etti birisi. Mezarını bulamadı evladının. Mezarının başında fatiha okuyamadı. Hakkını alamadan vefat edip, gitti. Allah rahmet eylesin. Buna karşı ‘biz haksızlık yaptık galiba’ demeyecek miyiz? Artık devlet dediğimiz kurumun adil olması lazım. Birisi haksızlık yaptıysa tepki vermesi lazım. Haksızlığı gidermesi lazım. Helalleşmeden anladığımız bu. Hesaplaşma ayrı. Birisi hırsızlık yaptı, onunla helalleşme tabi ki hayır. Akademisyenleri attınız. Bunlar beraat ettiler, yine görev vermediniz. Helalleşme bir yüzleşmedir. Gerekirse biz de helalleşelim. Biz de mesela başörtüsünü Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik mi? Evet getirdik. Bizinm de burada kusurumuz var demeliyiz yani. Evet bir hata, kusurumuz, hatamız var, bunun telafi edilmesi lazım. Benzer bir haksızlığı yapmamamız için bizim ve toplumun hazır olması lazım.”

“HDP SİYASİ PARTİDİR”

HDP siyasi parti mi, parlamento grubu var mı, TBMM’yi yönetiyor mu? Peki nasıl diyeceksiniz terör örgütü diye. Bir siyasi partinin teröre mesafe koyması zaten olmazsa olmaz. Terörle mücadele ederken biz ‘yapmayın, etmeyin mi’ dedik. PKK’nın saldırdığı liderler içinde benim. 1 askerimiz şehit olmuştu. HDP gerçekten terörle ilgisi varsa cumuhriyet savcıları var. Sonuca bakılır, adalet tecelli ederse. Bir suçlamadır gidiyor. En kolay şey karşı tarafı suçlamaktır. Ama karşı tarafı suçlarken oturup kendinize, vicdani kanaatinize bakacaksınız. KHK ile kişinin görevine son vereceksiniz, hakim, savcı soruşturma açmıyor. HDP siyasi partidir. Millet İttifakı içinde yer almıyor, kendileri de deklare ettiler. Demokrasi aşığı parti olarak bütün siyasi partilerle görüşen tek partiyiz.

Biz bu ülkede demokrasi, din, vicdan, medya özgürlüğünü savunuruz. Bir siyasi partiyi kriminalize etmeyi doğru bulmayız. Oturur, tartışır, konuşursunuz. Elinizde belge varsa devletin istihbaratı sizde, telefon dinlenecekse sizler dinliyorsunuz. Bir ilişki varsa siz ispat edeceksiniz. Parlamentoda görev yapıyorlar. Bu kadar suçlayan AK Parti, HDP’yle imza attığı birçok belge var. Doğu’ya gidince PKK, Batı’ya gelince FETÖ oluyorsunuz. Bu garabet.”

Nevşin Mengü ile Bakan Varank arasında tartışma çıktı

Benzer Haberler