Erdoğan’ın “Bay Kemal” söylemi İnönü düşmanlığından

16 Haziran 2021 Çarşamba

Levent Evkuran

 

Bay Kemal aşağı Bay Kemal yukarı… Mitingde “Bay Kemal”, grup toplantısında “Bay Kemal”, Sokakta “Bay Kemal” neredeyse kavgada “Bay Kemal”… 10 yılı aşkın bir süredir AKP Genel Başkanı ve partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu sıfatı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullanıyor. Her yerde söylüyor, her fırsatta ağız dolusu bağırıyor; BAY KEMAAAAL!

 

Onun dışında AKP çevresinden Kılıçdaroğlu’na böyle seslenen, böyle yükselen yok. “Bay Kemal” sadece Erdoğan’ın dilinde. O kadar dilindeki bu mart ayında yandaş yanyazar Ahmet Hakan Coşkun bile bundan rahatsız olmuş. Mart ayındaki korona kongresinin ardından şöyle yazmış:

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son kongre konuşmasında yine “Bay Kemal” dedi. Bakıyorum bazı entel dantel tiplere… “Bay Kemal söylemi fazlasıyla bıktırdı” diyorlar. Eh ben de biraz entel dantel kaçan bir tip olduğum için… Ne yalan söyleyeyim, beni de bıktırdı “Bay Kemal” söylemi.

 

Yine bir başka yanyazar küfürbaz cahil Engin Ardıç da bilip bilmeden mevzuya dalmış taa 2010 referandumu öncesi. O da şöyle yazmış:

 

Dilimizde insanın “titri”, adından “sonra” gelir: Ahmet Bey, Ayşe Hanım gibi.


Kemalist bürokratlar, Batılılaşma gayretiyle, bunu Batı dillerindeki gibi “öne” almayı denediler: Bay Ahmet, Bayan Ayşe…
Tutmadı. Yürümedi.

 

 

Şimdi anayasa referandumunda Recep Bey ile Bay Kemal kapışıyorlar… İsterseniz Tayyip Efendi ile Sayın Kılıçdaroğlu da diyebilirsiniz.


Bay Kemal kaybedecek.


Neden mi?


Halkımız dolmuştan “müsait” bir yerde iniyor da ondan.

 

Engin Ardıç bu… Neyin ne olduğunu hiçbir zaman çözemedi. O yüzden palamarı da yandaş Sabah’tan hiç çözemedi.

 

VE FAKAT TARİH 1946.

 

Türk siyaset tarihinde “Bay” sıfatının aslında ne anlama geldiğini, Erdoğan’ın bunu nasıl bir siyasi cinlikle kullandığını öğrenmek için “1946 Demokrasisi’nin” Demokrat Partisi’ne gitmemiz gerekiyor. Bu yolculukta bize yönetmen arkadaşım Turgut Yasalar eşlik edecek. Boşboğaz olmadığı için, yanyazar olmadığı için gerçekten okuyarak yazan, görerek film çeken biri olduğu için önemli bir abimizdir Turgut Yasalar.

 

Şimdilerde çalıştığı bir proje için anılara, günlüklere ve o günlerin gerçeklerine gömülmüş bir yönetmen o. Bu okumalardan başını kaldırdığında karşımıza müthiş işlerle gelecek.

 

İşte Turgut Yasalar’ın bu okumalarında Mehmet Kemal’in anıları da var. Mehmet Kemal’in Çağdaş Yayınları’ndan Türkiye’nin Kalbi Ankara kitabında Yasalar çok ama çok acayip bir detay yakalıyor. Benimle paylaştığında okuyup gördüm ki, aslında karşımızda çok iyi projelendirilmiş ‘bir Erdoğan söylemi’ var.

 

Kalıbımı basarım ki, Erdoğan bu kitabı okumamıştır. Onun ‘proje’ktörlerinden biri okuyup “buradan yürüyelim sayın başbakan” demiştir. Eğer ki Bay Erdoğan “Yok okudum işte kütüphanemdeki kitap” derse mahcup olmaya hazırım. Olsam da Veyis Ateş kadar mahcup olmam. Benim mahcubiyetim edebi olur, maddi olmaz. Hele ki 10 milyon yüroluk falan, hayatta olmaz. 10 yüro tazminat ödemeye fitim. Öyle mahkemeye falan da gerek yok. İşte Mehmet Kemal’in kitabı bu diye göstersinler. 10 yüroyu elden ödemeye hazırım. Nihayetinde çocuk okutuyorum, oradan keser elden veririm. (Not: Bizim çocuk da yurtdışında okuduğu için yüromuz ondan var. Yoksa çantacı değiliz… Cüzdancı bile değiliz. Bir kitabın arasında tutuyoruz malı!)

 

Neyse işe para katmayalım, 1946 yılına gidip Mehmet Kemal’in anılarını okuyalım, sayfa 228’de bakın hangi anısı var:

 

1946 demokrasisine geldiğimizde, Ankara’da yayımlanan ve Demoktart Parti’yi tutan Kuvvet gaezetesinin yayın müdürlerinden biriydim.. Başyazarlarımız da Hikmet Bayır’la Fuat Köprülü… Hikmet Bayur, öylesi İsmet Paşa düşmanı idi ki, bu düşmanlığını uzun dilli, zehirli bir yılan gibi “Bay İnönü” diyerek kusardı.. Her makalesinin birkaç satır başlığına “Bay İnönü”yü sıkıştırırdı.

 

İnönü, hem CHP Genel Başkanı, hem Cumhurbaşkanı… Ankara savcısı da, Hikmet Bayur her “Bay İnönü” dediğinde Cumhurbaşkanına sövgü maddesinden ceza yasasına göre bir kovuşturmaya geçerdi. Bayur mebus olduğu için ona dokunan olamazdı.. Ama ben haftada birkaç gün Anafartalar’daki Adliye’ye tırmanırdım. 1950’de DP’den Ankara Milletvekili olacak olan savcı da durmadan ifademizi alırdı. Kolay mıydı İsmet Paşaya o dönemde Bay demek, ama Hikmet Bayur diyordu ve ceremesini biz çekiyorduk.

 

Başsavcı Kemal Bora vardı; bir gün o çağırdı:

 

“Yahu, çıkarsana adamın makalesinden şu bayları… Sizin yüzünüzden Çankaya’dan boyuna zılgıt geliyor..” dedi..

 

“Çıkaramam, Hikmet Bey yazının başında dikiliyor, sayfaya konuluncaya kadar bekliyor.. Siz beni çağıracağınıza Hikmet Bayur’u çağırsanıza..”

 

 

VE “BAY” SIFATININ SIRRI DÖKÜLDÜ!

 

Nasıl? Anladınız mı, “Bay” sıfatının sırrını! Sadece Kemal Kılıçdaroğlu’na duyulan bir öfke değilmiş… Erdoğan’ın yıllardır kullandığı bu sıfat -belki de, aslında İsmet İnönü’ye yıllar önce yapılan hakaretlerin bugüne taşınmasıymış.

 

Haklı da o zaman da dokunulmazlık vardı, Başyazar Hikmet Bayur mebus olduğu için yırtıyordu, bugün de Erdoğan’ın mercedesindeki kadar güçlü bir dokunulmazlık zırhı var. AKP genel başkanı olarak parti kongresinde, şurda burda bu lafı edip istediğini söylüyor ama hesabı sorulmak istendiğinde “sorumsuz-dokunulmaz” Cumhurbaşkanı zırhıyla mahkemelerden uzak duruyor.

 

Ne desem boş artık… Ben sizi böyle bilmezdim “Bay Erdoğan” size bu akılları kim verdiyse buraya kadarmış. Tarihten gelen öfke nöbetlerine ne garibim Engin Ardıç uyanabilmiş, ne de Ahmet Hakan Coşkun bu kitabı görebilmiş. Yok “hakaret değil nereden çıkarıyorsun” derseniz mahcubiyetim ikiye katlanır, 20 yüro olur.

 

Bir daha diyeyim, toplam 20 yüro hazır. Elden teslim ederim Okluk Koyu’ndaki yazlığa. Oraya yakın oturuyorum. Ankara işi zor, gelemem.

 

 

 

Son olarak bakalım Hikmet Bayur bugünün sosyal medyasında nasıl tanınıyor.

https://eksisozluk.com/yusuf-hikmet-bayur–1395497

Benzer Haberler