Düzenin mafyalaşması!

23 Mayıs 2021 Pazar

Merdan Yanardağ

Kapitalizm tarih boyunca kendi yasalarının dışında karanlık bir alanı her zaman bıraktı. Çünkü sermaye birikimini gerçekleştirmek için kendi yasalarını bile çiğnemesini gerektirecek işleri her zaman oldu. Dahası, kirli işlerini gördürecek güçlere her zaman ihtiyaç duydu. Bu nedenle hemen belirtelim; “mafia” ya da Türkçe bir ifadeyle suç örgütü veya çeteleri, kapitalizmin ve sınıflı toplumların bir arızasıdır. Bu tür çeteler, kurulu düzenin güvenlik aygıtlarının –en azından bir kanadının- desteği ya da işbirliği olmadan varlık gösteremez. Böyle bir destek ya da işbirliği olmadan söz konusu gruplar bir mahalle çetesi olmanın ötesine geçemez.

Ancak düzenin olağan sınırlarının ötesine geçecek ölçüde mafyalaşması ise kapitalizm ve onun egemen sınıfı olan burjuvazi tarafından hiçbir zaman tercih edilmez. Çünkü kurallar ve hukuk bütünüyle ortadan kalkar. Kuralsızlaşmanın ve kaba gücün egemen olduğu bir ortam ya da düzende, burjuvazinin de varlığı ve egemenliği tehdit altında demektir. Bu nedenle, çeteler, mafia grupları olağanüstü güç kazandığı durumlarda tasfiye edilirler. Gözlerinin yaşına ve geçmişte gördükleri hizmetlere bakılmaksızın imha edilirler.

Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunda çetelerin rolünü hatırlamak bile, –ki bir çoğu ünlü roman ve filme konu olmuştur- durumu anlamak için yeterlidir. Sermaye birikimi, özellikle geç kapitalist toplumlarda çoğu kez meşru yollardan sağlanmaz.

Ancak, belli bir büyüklüğe gelindiğinde ve bir devlet olarak örgütlenildiğinde esas olan yasal bir düzeni oturtmaktır. Çünkü kapitalizmi, onun gelişimini ve egemenliğini güvence altına alan anayasal düzen ve hukuk sistemidir. Bu sistemi tehdit eden boyutlara ulaştığında ise mafia tasfiye edilir. Bu bir tür sosyolojik ve siyasal yasa gibidir. Sadece modern burjuva toplumlarında değil, daha arkaik ya da çarpık yarı feodal toplumlar ve dinci rejimler için de geçerlidir. Bilinen örnektir; bizim toprak ağaları da zamanında dağda bir eşkiya grubunu besler ya da destekler, böylece yasadışı işlerde ihtiyacı olduğunda –örneğin köylü isyan ettiğinde- onları kullanırdı.

***

Kolombiya, Panama ve Meksika gibi ipin ucunu kaçıran ülkelerde ise mafia, özellikle uyuşturucu üretimi ve ticareti yapan çeteler olağanüstü güç kazanınca, ulusal devletlerin gücü bu grupları tasfiye için yetmedi. Böylesi durumlarda, ABD müdahalesiyle bu tasfiyeler gerçekleştirildi ya da çetelerin gücü “makul seviyelere” çekildi. Öyle ki, Panama bu nedenle ABD tarafından işgal bile edildi.

Düzenin mafyalaşması, bir çöküş ve çürümeye işaret eder. Sürdürülebilir bir siyasal ve toplumsal düzenin ortadan kalkması anlamına gelir. Böyle bir tablo; ahlaki, siyasal, kültürel ve toplumsal bakımdan bir tükeniş demektir. Başka anlamı yoktur.

Türkiye’de son iki haftadır patlayan Sedat Peker olayı, ancak yukarıda çizmeye çalıştığım bu geniş çerçeve içinde ele alınırsa bir anlam kazanabilir.
Sedat Peker ve grubunun tasfiye edilmek istendiği, onun yerine başka ve daha kontrol edilebilir (A. Çakıcı gibi) bir çetenin geçirilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. AKP iktidarının bütün kirli işlerinde kullanılan; sokak hakimiyeti için gerektiğinde devreye sokulmak üzere hazır bekletilen; parti içi ihtilaflarda bile iş / görev verilen Sedat Peker çetesi, sınırları zorlamaya başlamış olacak ki, harcanmak istendi.

Ancak bu tasfiye “alemin” kuralları dikkate alınmadan yapılmak istenmiş ve Peker’in onuruyla oynanmış olacak ki, kendisini güvenceye alır almaz karşı saldırıya geçti. Diğer taraftan, hala bir pazarlık kapısını da açık tuttuğu görülüyor. Çünkü şimdilik “başkan iyi etrafı kötü” çizgisinde karşı hamlelerini sürdüren Peker, Erdoğan hakkında hiçbir şey söylemiyor. Biraz kendi kontrolü dışındaki bir kendiliğindencilikle düzenin bütün pisliklerini de bu arada ortalığa saçıyor.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Benzer Haberler