Dünya Anadil Günü: 2 bin 500 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

21 Şubat 2021 Pazar

Dünya Anadil Günü: 2 bin 500 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

Dünya Anadil Günü’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, dünyada yaşayan ve konuşulan 7 bin civarında dil olduğunu açıkladı. Prof. Dr. Oğuz, bu dillerin 2 bin 500’ünün kaybolma tehlikesi altında olduğunu söyledi.

17 Kasım 1999’da 30. UNESCO Genel Konferansı’nda, 21 Şubat 1952’de Bengalcenin resmi dil olarak kabul edilmesinin yıl dönümünün “Uluslararası Ana Dil Günü” olarak kutlanması için verilen önerinin kabulüyle 21 Şubat, “Uluslararası Ana Dil Günü” olarak ilan edildi. 2000’den itibaren her sene 21 Şubat’ta kutlanan gün, bu sene “Eğitim ve toplumlarda kapsayıcılık için çok dilliliğin geliştirilmesi” temasıyla kutlanıyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu (UTMK) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, “21 Şubat Uluslararası Anadil Günü” nedeniyle değerlendirmelerde bulundu.

UNESCO tarafından ilan edilmiş ve kutlanan 62 uluslararası günün 5’inin dillerle ilgili ve bunlardan birinin de “Uluslararası Anadil Günü” olduğunu belirten Oğuz, bugün kapsamında kültürel çeşitliliğin korunması, dilsel çeşitliliğe ve kaybolma tehlikesi altındaki dillere dikkat çekilmesi amacıyla etkinlikler gerçekleştirildiğini söyledi.

Oğuz, sürdürülebilir toplumlar ve sürdürülebilir kalkınma için kültürel ve dilsel çeşitliliğin önemine işaret eden UNESCO’nun kuruluş sözleşmesinde karşılıklı hoşgörü ve saygıyı geliştirmek için farklı kültürlerin, dillerin korunmasıyla sürdürülebilir barışın sağlanmasına hizmet edileceğinin vurgulandığını belirtti.

“10 BİNDEN DAHA AZ KONUŞANI OLAN DİLLER KAYBOLMA TEHLİKESİ ALTINDA”

Oğuz, dünyada yaşayan ve konuşulan 7 bin civarında dilin bulunduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti:

“Bunlar arasında 2 bin 500 civarında dil, konuşur sayısı çok azaldığı için kaybolma tehlikesi altında. İstatistiklere ve derlenen verilere göre, maalesef her 15 günde bir bu dillerden biri kaybolmaktadır. Dillerin tehlike altına girmesi ve kaybolması dünyadaki sosyal, siyasi ve ekonomik değişimler sebebiyle özellikle son on yıllarda giderek artmıştır. ‘UNESCO Tehlike Altındaki Diller Atlası’ bu durumu yansıtmaktadır. 10 binden daha az konuşanı olan diller, kaybolma tehlikesi altındaki dillerin büyük bölümünü oluşturuyor. Bu sebeple Türk dili ailesine ait çok sayıda topluluğun dilinin yok olacak diller arasında olması özel dikkat gerektiriyor.”

“1950’DEN BU YANA KAYBOLAN DİL SAYISI 250’DEN FAZLA”

200 civarında dilin konuşanına ulaşmakta zorluk çekildiğini bildiren Oğuz, “1950’den bu yana kaybolan 250’den fazla.” dedi. Oğuz, “Nüfus verilerine erişilebilen tehlike altındaki 2 bin 304 dilin yüzde 90’ından fazlası 10 bin veya daha az insan tarafından konuşuluyor. UNESCO, 10 bin kişi sınırını, bir dilin nesiller arası aktarımı için gereken minimum sayı olarak görüyor.” diye konuştu.

UNESCO’nun 100 bin kişiden daha az kişinin konuştuğu dillerin nesiller arası aktarımının da garantisinin olmadığını belirttiğini söyleyen Oğuz, “UNESCO Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, şu anda kritik veya şiddetli biçimde tehlike altındaki dillerin büyük kısmının 100 bin kişinin altında konuşanı olan diller olduğunu kaydetti.

“DİL, STRATEJİK BİR ROL OYNUYOR”

Oğuz, UNESCO’nun, kurulduğu 1945’ten beri biyolojik ve kültürel çeşitliliği desteklediğini ve 2001 Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’nde “biyoçeşitlilik doğa için ne kadar gerekliyse, kültürel çeşitlilik de insanlık için o kadar gereklidir” ifadesinin yer aldığını hatırlatarak şunları söyledi:

“Bu ifade, sadece ekonomik büyümeyle değil entelektüel, etik ve manevi varlığıyla da göz önünde bulundurulmalıdır. UNESCO, 2003’te kabul ettiği Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması ve 2005’te kabul ettiği Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi sözleşmelerinde de kültürel miras ve kültürel çeşitlilik için dillerin yerine ve önemine dikkat çekmiştir.

Diller; kimlik, iletişim, sosyal uyum, eğitim ve sürdürülebilir kalkınma gibi alanlardaki olumlu rolleri sebebiyle insanlar ve dünyamız için stratejik bir önem taşımaktadır. Bu açıdan dillerin yeri doldurulamaz önemine dair farkındalık artırılmalıdır.”

Bugün vesilesiyle küçük dilsel gruplar ve toplulukların kuşaktan kuşağa dil ve kültürlerini aktarmalarındaki dezavantajlı durumlarına dikkat çekilmesi gerektiğinin altını çizen Oğuz, “Özellikle kalkınmakta olan ülkelerden kalkınmış ülkelere yapılan göçlerle oluşan küçük grupların, dil ve kültür varlıklarını sürdürmelerinde pek çok zorluklar yaşanmaktadır. Vatandaşı oldukları ülkelerde konuşur sayısının azalması ve diğer sosyal, siyasi veya ekonomik nedenlerle ana dillerini konuşmayan topluluklar da bulunmaktadır. Uluslararası Ana Dil Günü, bütün boyutlarıyla bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.” diye konuştu.

BU SENEKİ TEMA: EĞİTİM VE TOPLUMLARDA ÇOK DİLLİLİĞİN GELİŞTİRİLMESİ

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, “Uluslararası Anadil Günü” için yayımladığı mesajında, şunları kaydetti:

“Bu seneki tema, ‘Eğitim ve toplumlarda kapsayıcılık için çok dilliliğin geliştirilmesi’ bizi hem okulda hem de günlük yaşamda çok dilliliği ve ana dillerin kullanımını desteklemeye teşvik ediyor. Bu önemli çünkü dünyanın yüzde 40’ını oluşturan bir kesim, en iyi konuştukları veya en iyi anladıkları dilde eğitime erişemiyor. Bu, onların öğrenmelerini, miras ve kültürel ifadelere erişmelerine mani oluyor. Bu sene, çocukların ana dillerinin önemli bir kazanç olduğu fikriyle erken çocukluktan itibaren çok dilli eğitime özel önem veriliyor.”

Benzer Haberler