Demek ki demokrasi dövülebilir bir şeydir!

17 Ocak 2021 Pazar

Levent Evkuran

Hadi bakalım yanıt verin: Kimi kime şikayet edeceğiz?

Her gün muhalefete, muhalefet partisi yöneticilerine ve sadece muhaliflere hakaretler edeceksin ama onlar seni şikayet edemeyecek!
Parti genel başkanı olarak kongrelerde açılışlarda ve sair yerde ağzına geleni söyleyeceksin ama onlar ağzına değil aklına geleni dahi söyleyemeyecek!

Kaldı ki dava etseler bile cumhurbaşkanlığı zırhı sende değil, doğrudan adliye koridorlarının sonundaki vestiyerlerde bekliyor.
Vergi rekortmeni avukat ordusunun ‘kahramanları vestiyerden kendi cübbeleriyle birlikte o zırhı da kuşanıp savcılardan ‘adalet’ değil ‘KÜLLÜK’ isteyecek. Hatırlayın bunun haberlerini… Bu kadar basit.

Siyasi partiler demokrasinin gereği olarak var. Gelecek Partisi de öyle. Oy verirsin vermezsin ama var.
Selçuk Özdağ demokrasinin gereği olarak siyaset yapıyor. Hem de önce mevcut iktidar partisinin sıralarından hatırlıyoruz onu. Demokrasinin gereği partisiyle yollarını ayırdı. Yine bir eski başbakanın yeni partisine katıldı. En demokratik hakkı.

Orhan Uğuroğlu 70 yaşında bir gazeteci. Demokrasinin gereği mesleğini yapıyor. Demokrasiye de katkı yapıyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz. Okursunuz okumazsınız ama bir ortada bir demokrasi varsa gazeteciler de vardır. Orhan Uğuroğlu da vardır. En demokratik hakkı.

Avukat Afşin Hatipoğlu KRT televizyonunda programcı. İzlersiniz izlemezsiniz ama bir programı var. Katılırsınız katılmazsınız ama bir fikri var. Onun söyledikleri de demokrasinin gereği.

Bu toplumsal karakterlerin hangisine hayır diyebilirsiniz?
Selçuk Özdağ’ı beğenmeyen gider iktidar partisine oy verir. Demokrasi bu.
Orhan Uğuroğlu’nu okumak istemiyorsanız, yandaş gazeteler var kapanmadan gidip okuyabilirsiniz. Demokrasi bu.
Afşin Hatipoğlu’nu izlemek istemiyorsanız, ödüllü yandaş kanallar orada açın izleyin.

Sözüm şiddeti sokağa dökenlere… Bu da benim demokratik hakkım.
Ama hayır! Bunların hiçbirini istemiyorsunuz.
Sadece sizin istedikleriniz izlensin, beğendikleriniz okunsun istiyorsunuz!
Bunu istemeniz yetmiyor kendi yanaşmalarınıza, yandaşlarınıza hedef gösteriyorsunuz.
Bir ittifak yanaşması aklına esince çıkıyor adam adam, kanal kanal isim verip hedef gösteriyor.
Cezaevinde ziyaret ettikten sonra gecenin ikisinde-üçünde sarayın kapısına dayanıp -ne hikmetse zorla affettirdiğiniz mafyalar muhalefet liderine ağzına geleni söylüyor. Fakat bu ülkenin yeni tip savcıları aklına gelen soruları soramıyor.
Dürzü ile Dürzi arasındaki farkı bile o adamın önüne koyamıyor. Zaten adam da karşısına çıkmaya dahi tenezzül etmiyor. Yazılı bir ifadeyi okurken savcının aklına soru gelse ne olur, adalet gelse ne olur.
Ve bir sabah bu demeçlerin, bu hedef göstermelerin hiçbirinden etkilenmesi mümkün olmayan (!) bir grup canlı sokaklara çıkıyor.
Siyasetçilere silahla külahla saldırıyor.
Arabasının bagajından pazar arabası çıkaran gazeteciye saldırıyor.
Bir başka grup ‘söyleyeceklerine dikkat etmesini’ istedikleri programcıya saldırıyor.

Bu insanlar neye güvenerek hayatlarına devam ediyor, yazıyor, çiziyor ve konuşuyor? Elbette demokrasiye…
Biliyorlar ki başlarına bir şey gelirse adalete sığınacaklar..
Ve başlarına bir şey geliyor. Bu insanlar hemen adalete başvuruyor.
Selçuk Özdağ’ın görüntüleri ortada. Hastanede müdahale ediliyor.
Orhan Uğuroğlu hemen polisi arıyor. Yolun karşısındaki bir pet shopta çalışanlar güvenlik kamerası olduğunu polise söylüyor. Aman ne güzel bir de kanıt var!
Afşin Hatipoğlu zaten kendisi avukat. Ne yapacağını hepimizden iyi biliyor.

Ve sonuç! İlk olarak Orhan Uğuroğlu’na 34 plakalı bir arabayla gelip saldıranlar kamera görüntülerinden yakalanıyor ve neredeyse anında serbest kalıyor.
Merak etmeyin diğerleri de öyle olacak.
İnek hırsızına ne olduğuysa o olacak.
Tehditler yağdıran mafya babalarına ne olduysa o olacak.

Ve sonra! O liderler yine konuşacak. Laf çakacaksa laf çakacak, hedef gösterecekse hedef gösterecek.
Ama emin olun kimse korkmayacak.
Bacak kadar çocuklara hakaret davaları açan avukatlar bu ülkede vergi rekortmeni oluyorsa onlar yeni rekorlar kıracak.
Savcıdan küllük bekleyen avukatlar müvekkillerine mi toz konduracak.
Görüyoruz işte, bu kafalar için demokrasi dövülebilir bir şeyden başka bir şey değildir.
Siz siyaset yapmaya devam ederseniz…
Siz yazmaya devam ederseniz…
Siz konuşmaya devam ederseniz…
Onlar için sadece dövülebilir şeylersiniz!

Bu rezil, bu sefil saldırılardan sonra attığınız o sahte twitlere…
Telefonlarda söylediğiniz o samimiyetsiz sözlere…
Yazıklar olsun.
Sokaklarda ne yaparsanız yapın ama unutmayın bir gün evinize dönüp çocuklarınızın yüzüne bakacaksınız. Bari çocuklarınıza karşı mahcup olmayın.

Benzer Haberler