Sahte içerikler delil kabul edilmişti! Canan Kaftancıoğlu davası ertelendi... - Tele1
Connect with us
TELE1 TV CANLI YAYIN

Haber

Sahte içerikler delil kabul edilmişti! Canan Kaftancıoğlu davası ertelendi…

Canan Kaftancığlu

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu hakkında 6 yıl önce yaptığı bazı sosyal medya paylaşımları ve hakkında üretilen sahte içerikler delil kabul edilerek açılan davanın 2. duruşması bugün İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Canan Kaftancıoğlu’na açılan davada bulunan mahkeme heyeti, duruşmayı 6 Eylül 2019 tarihine ertelendi…  AKP’nin İstanbul’u kaybetmesine atıfta bulunan Canan Kaftancığlu savunmasında ‘bu bir cezalandırma kampanyası ‘ dedi. Canan Kaftancıoğlu’ndan şikayetçi olanlarında başında AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan bulunuyor.

CHP İl Başkanı Canan Kaftancığlu  hakkında, 2011 ve 2012 yıllarında paylaştığı tweetler gerekçe gösterilerek “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Türkiye Cumhuriyetini alenen aşağılama”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme”, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından dava açıldı. Kaftancıoğlu, 17 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davada ilk kez, 23 Haziran İstanbul seçimlerinden beş gün sonra (28 Haziran) hâkim karşısına çıktı. Duruşma Canan Kaftancığlu ‘nun talebiyle savunma için 20 gün ek süre verilerek bugüne ertelendi. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da şikayetçi sıfatıyla yer aldığı davanın ikinci duruşması bugün saat 10.00’da Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

EKREM İMAMOĞLU’NDAN KAFTANCIOĞLU’NA DESTEK

Canan Kaftancığlu ‘na destek olmak için sabahın erken saatlerinde Adliyesi önüne çok sayıda partili ve yurttaş geldi. Yaşlısından gencine binler “Hak, hukuk, adalet” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atarak Canan Kaftancıoğulu ‘na destek amacıyla birbirinden farklı bir çok pankart ve döviz açtı.

CANAN KAFTANCIOĞLU DAVASINDA ŞİKAYETÇİ OLANLAR BELLİ OLDU

Canan Kaftancıoğlu’nun yargılandığı davada şikayetçi olanların başında AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan geliyor. Avukat Celal Ülgen’in yaptığı açıklamada AKP’li Cumhurbaşkanı tek başına şikayetçi görülmesin diye başka şikayetçiler de eklenmiş. Avukat Celal Ülgen kendisine ait sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ”Canan Kaftancıoğlu hakkındaki davanın şikayetçilerine bakılınca bu davanın Parti devlet ürünü olduğu AKP ile ortak prodüksiyon yapıldığı açıkça görülmektedir. Cumhurbaşkanı yalnız kalmasın diye şikayetçiler de eklenmiş. Fetö yargısı da böyleydi.” ifadelerini kullandı.

CHP İSTANBUL İL BAŞKANI CANAN KAFTANCIOĞLU İLK SAVUNMASINI YAPTI

Canan Kaftancıoğlu, savunmasına başladı. “Her birinizin çok değerli olduğunu düşündüğüm zamanını böylesi bir davayla meşgul ediyor olmak şahsım adına üzüntü verici” diyen Kaftancıoğlu, “Ordu’nun bir köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Bana ve benim gibilere dayatılan hayattan kurtulmanın tek yolunun okumak ve mücadele etmek olduğu gerçekliğiyle çok erken yaşta yüzleştim” dedi.

Canan Kaftancıoğlu şöyle devam etti:

Çocukluğumdan başladım hak, hukuk, adalet kavgasına. Koşullarım beni buna mecbur kıldığı için. Ve bu mecburiyet, okudukça, yaşadıkça sol değerler gömleğini üzerime giydim ve bir daha hiç çıkarmadım.

Çocukluğumun anayurdunun bana öğrettiklerine, çamurlu köy yollarında koştururken kulağıma fısıldadıklarına, insanlığın o kadim hayaline eşitlik, özgürlük ve kardeşlik hayaline daima bağlı kaldım.

Zamana ve zemine göre gelişen ancak değişmeyen, inandığım ve savunduğum tüm değerler, hayatımın şekillendiği tüm zamanlarda yol haritam, pusulam oldu.

“UMARIM HAK İHLALİNE UĞRAMADAN BU SALONDAN ÇIKABİLİRİM”

Sözlerine devam eden Canan Kaftancığlu  Umarım ve dilerim ki; düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde, toplumsal olarak canımızı acıtan, hiçbir ayrım yapmadan, her biri tarifsiz acıyı barındıran güncel olay ve olgular karşısında hiçbir suç kastı ve niyeti taşımadan gösterdiğim toplumsal, siyasal ve insansal sosyal medya paylaşımlarım nedeniyle, bütün dünyanın gözü önünde açık bir hak ihlaline uğramadan bu salondan çıkabilirim.

Umarım, bir siyasetçinin fikir ve ifade özgürlüğüne asgari saygıyı duymayıp kamu gücü ve olanakları ile linç kampanyası başlatanlar karşısında ‘Olsun İstanbul’da hakimler var!’ demem mümkün olur.

Bu umudum ve dileğim şahsımdan ziyade hukukun üstünlüğüne inanan ancak üstünlerin hukuku altında ezilmeyi reddeden yine hukuk sınırları içinde mücadele edecek olan milyonlar adınadır.

İnsan hakları mücadelesi vermiş, örneğin işkencenin ne hukukta ne de tıpta çok da dillendirilemediği bir dönemde mahkemelere ve hekimlere yol gösterici olması amacıyla bu konuda tez hazırlamış bir hekimim. Bu mücadelemde tüm canlıların en temel hakkı olan yaşam hakkını sonuna kadar savunmuş; fikir ve ifade özgürlüğü, aile içi şiddet, çocuk istismarı gibi acı gerçeklikler ise daima ilgilendiğim ve savunduğum konular olmuştur. Savunduğum bu değerler ve ilkelerle birlikte; 2011-12 yılları arasında CHP İl Bşk Yrd, 12-14 il başkan vekili, 16-18 PM üyesi, 2018 Ocak ayından beri de İstanbul il Başkanı olarak aktif siyasetin içinde bulunuyorum.

“KORKUNÇ BİR KARALAMA KAMPANYASINA MARUZ KALDIM”

İl başkanı seçildiğim ilk günden itibaren yalan ve iftiralarla beslenen ailemi de içine alan korkunç hatta kolay katlanılmayacak, bir karalama kampanyasına maruz kaldım. Bilinçli ve kasıtlı yapılan o saldırılar ve tehditlerle bugünün taşları döşenmeye başlanmıştı aslında. Neyse ki hayat, o taşlara takılmadan yürümeyi de öğretiyor insana. İl başkanı seçildiğimin hemen ertesi günü şahsımı hedef göstererek talimat niteliğinde hakkımda “Bedelini ödeyeceksiniz” ithamında bulunanların şu an bizi getirdiği noktadayız.

Çok ilginçtir ki; 13 Ocak’ta il başkanı seçiliyorum. 15 Ocak’ta jet hızıyla başlatılıyor. Aynı gün ne tesadüf ki Cumhurbaşkanı şikayetçi oluyor ve hızlıca soruşturma dosyasına dahil ediliyor.

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce 22 Mayıs 2018’de soruşturma izni veriliyor 23 Haziran seçimlerine giderken iddianame oluşturuluyor ve 5 gün içinde kabul ediliyor.

Mazbatadan bir gün sonra 28 Haziran’da da ilk duruşmamız vardı. Bu gün 18 Temmuz yine bir aradayız. Sürecin işleyiş hızı, şekli, daha da önemlisi tarihleri alt alta sıraladığımızda söz konusu yargısal sürecin siyasi niteliğini göstermesi bakımından önemli.

Gelelim 7 yıl öncesine. O yıllarda yine aktif siyasetin içindeyken yazdıklarım suç kabul edilmeyerek bugün “suç” olarak değerlendiriliyor olması ve il başkanı seçildikten sonar alçakça saldırıların başlaması oldukça manidar.

“BU DAVA BİR CEZALANDIRMA DAVASIDIR”

İşte bu nedenlerle bu dava bir cezalandırma davasıdır. İstanbul’u yeniden halka vermek üzere yola çıkmış bir il başkanını cezalandırma davası. Bu dava, muktedire göre şekillenen yargı sisteminin, suçu ve suçluyu iktidar karşıtı olup olmamaya göre tanımlayan bir hukuki anlayışın sonucudur. Bu anlayış emin olun bizler kadar sizleri de mağdur etmektedir.

Neymiş suç aygıtım? Top, tüfek, silah değil. 7 yıl önce attığım tweetler yani sosyal medya paylaşımları.

O anın sözünü hayatın sözü gibi algılar ve yıllar sonra yorumlamaya kalkarsanız eğer memlekette bu salonlarda sosyal medyada o anın duygusunu sözünü aktaran milyonlar haricinde başka bir davalı göremezsiniz.

O yıllarda 140 karaktere sığdırılan sözlere bakarak kişiler, fikirler hakkında yorum yapmak bile mümkün olamayacakken yargılama hem de ağır cezada yargılamanın takdirini yine sizlere bırakıyorum.

Tüm vatandaşların yurttaş gazeteciliğini yaptığı bir dönemde, bir insan hakları savunucusu, bir siyasetçi, bir vatandaş olarak benim de toplumsal olaylar karşısında düşüncelerimi ifade etmem en temel hakkım ve görevimdir.

“KAMUSAL VE İNSANİ GÖREVİMİ YAPMIŞ OLMAM YARGILAMA KONUSU EDİLEMEZ”

Paylaşımlarım, devleti aşağılamak değil tam tersine devlet adına görev yapanların devleti küçük düşürmemesi için bir uyarıdır, bir tepkidir. Bana sorarsanız vatandaşlardan daha çok devleti temsil yetkisi bulunanlar devleti aşağılamama ve itibarını yerle bir etmeme sorumluluğuna sahiptir. Paylaşımlarım incelendiğinde üzeri yıllarca kapatılan ve hala kapatılmaya çalışılan siyasi cinayetlerin açığa çıkarılmayışını, faillerinin yargılanamayışını, yine ‘Bu ülkede güvercinleri vurmazlar’ diyen Hrant Dink’in katledilişini, çocuk yaşta öldürülen Berkin Elvan’ın katillerinin hesap vermeyişini, her türlü rüşvet ve yolsuzluk batağına batan bakanların açığa çıkmış aleni suçlarına karşın siyaseten aklanışlarını sorgulayıp kamusal ve insanı görevimi yapışım yargılama konusu edilemez, suç olarak tariflenemez.

Soruşturulması ve yargılanması gereken ben değil biraz önce sözünü ettiğim kişi ya da kişilerdir. Suç olduğu iddia edilen paylaşımlarım da düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır.

GÜLEN’E MECZUP DEMEM KİMLERİ VE NEDEN RAHATSIZ ETTİ?”

İktidar mensuplarının ‘Hocaefendi’ diyerek el etek öpmek için randevu sırasına girdikleri, devletin bütün kaynakları peşkeş çektikleri bir dönemde Fethullah Gülen’e meczup demiş olmam kimleri ve neden rahatsız etmiş olabilir? 1981 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakultesi Psikiyatri bölümünde psikotik bozukluk tanısı konulan ve ilkokul mezunu olduğu bilinen Fethullah Gülen’e meczup demiş olmam kimleri ve neden rahatsız etmiş olabilir?

Bu tweetten de görüldüğü üzere değerlerinize, ilkelerinize ve ideolojinize uygun yaşıyor ve siyaset yapıyorsanız eğer, yıllar geçse de söyledikleriniz ve savunduklarınız çelişmiyor. Hiçbir kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etmediğim gibi saygınlığını rencide edebilecek nitelikte herhangi bir somut isnadım olmamıştır.

Suçu her ne olursa olsun insan yaşamına alenen ve büyük bir pervasızlıkla son verenlere karşı bir yaşam hakkı savunucusu olarak tepki göstermemden daha anlaşılır bir şey olamaz. Halkın iradesine karşı yapılan ve sayısız masum insanı öldüren, yaralayan her durum darbedir. Darbelerle yüzleşmek, sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirmeyi; kim sebep olduysa yargılanmalarını sağlamayı gerektirir.

“DARBEYE GİDEN YOLUN TAŞLARINI DÖŞEYENLER YARGILANMALIDIR”

Bu darbe ‘Bize allahın bir lütfu diyerek’ ya da tarafımızdan yapılan tüm uyarılara ragmen ‘darbeye giden yolun taşlarını döşeyerek’ ya da darbe girişiminde ölen ya da yaralanan sayısız masum insanı üzülerek ve içim acıyarak söylüyorum bu mahkeme salonunda olduğu gibi politik çıkarlarına alet ederek üstesinden gelinecek bir şey değildir. Darbeye giden yolun taşlarını döşeyenler de, darbeyi gerçekleştirenler de, darbe hukukunu işletenler de suçludur, sorumludur ve hukuk karşısında hesap vermelidir.

“YAŞAMI VE YAŞATMAYI SAVUNDUM, SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİM”

Öldürmeyi değil yaşatmayı meslek edinmiş, ölümü değil yaşamı kutsamış biri olarak hayatımın her alanında yaşamı ve yaşatmayı savundum, savunmaya da devam edeceğim. Devletin, toplumun, vatandaşın geleceği için değil sadece kendi gelecekleri için ölümü kutsayarak insanların yaşam haklarını gasp eden anlayışlara karşı daima mücadele ettim, bundan sonra da edeceğim.

Advertisement