Beşiktaş’ın Fenerbahçe’ye atamadığı golleri sonradan stat kiralayıp çektik

2 Temmuz 2021 Cuma

Levent Evkuran

Kartal Tibet. Tarkan filmleriyle tanıdık.
Kartal Tibet. Karaoğlan filmlerinde izledik.
Kartal Tibet. Senede Bir Gün filminin Emin’i olduğunda onunla birlikte üzüldük.
Kartal Tibet. Oynadığı filmlerle sevdik.
Kartal Tibet. Yönettiği filmlerle sinema salonlarını doldurduk.
Onun filmlerini bugün de izliyoruz. Onu yitirdiğimiz haberini dün gece yarısı aldığımızda içim buruldu. Bir arkadaşım yazmış, “Kartal Tibet’i kaybetmişiz. Keşke bu gece bir kanal Zübük’ü yayınlasa da izlesek”
O filmin oyuncusu değildi Kartal Tibet, yönetmeniydi. Aziz Nesin’in şaşmaz mizahı ve Kemal Sunal’ın bugün bile üstüne çıkılamayan bir yorumu vardı, Zübük’te. O twiti okuduğumda Kartal Tibet’in yönetmenliğinin de gücünü anlıyor insan.
Kartal Tibet’i yitirdiğimizde içimi burkan başka bir şey daha vardı; Bir belgesel projesi için kameramızın karşısındaydı. Kemal Sunal’ı yitirdiğimizin ertesi yılıydı. Kemal Abi için sorularımız olacaktı, onun can dostuna. Çok eski arkadaşlardı. Meslektaşlardı.
Yönetmen arkadaşım Nihat Özcan’ın çektiği belgesel için sorular, kameralar, ışıklar hazırlanırken zaten duygusal olan ortamın ısınması için küçük küçük sohbetler ediyorduk. Kameranın açık olduğunun da farkındaydı Kartal Tibet.
Bütün zarafetiyle aslında biraz da kendini anlatmak istiyordu:
“Parantez içinde söylüyorum. Belki ileride benim de belgeselimi yapmak isterseniz, size kendi ağzımdan bazı doğruları anlatmak istedim. İleride belki lazım olur malzemeniz varsa… Tabi bu krizde filmi boşa harcıyorsak onu bilmiyorum ama…”

Filminizi benimle boşa harcamayın, inceliği

O tamamen karatılmış ortamda yüzünde sadece bir küçük ışığın altında konuşan o koca Kartal Tibet böylesine zarif bir insandı. 20 yıl önce bu tür işler betacam dediğimiz kasetlerle çekiliyordu. O kasetler de görece pahalıydı. 2001 krizinin orta yerinde ‘filmi kendiyle boşa harcamak’ istemiyordu. Emindim, herkesin gözünde bir damla yaş vardı. Ama ışık sadece onun yüzündeydi. Böyle bir şeydi alnında ışığı ilk gören olmak.

Durduk. Nefeslendik. Devam ettik. Parantez içine aldığı sözlerinden hemen öncesine götürmek isterim sizi. Sanırım ona sözümüz buymuş. Onun sanat yolculuğunu ondan dinlememiz en doğrusu:
“1965-1975 yılları arasında on sene 120 filmde oynadım. Dublaj maalesef yapamadım. Çünkü o zamanlar ses tek bir mikrofondan alınırdı. Karşımda sesleri çok geniş volümlü, ‘üç-dört kişilik sesleri var’ diye tabir ettiğim güzel konuşan abilerim mevcuttu. Onların yanında benim sesim cılız kalıyordu. Ayrı özel mikrofon yoktu. Doğru olanın beni Hayri Esen’in ve allah rahmet eylesin Abdurrahman Palay’ın konuşması olduğunu söylediler. Bazıları para kazanmak için seslendirmeye vakit ayırmadın der, onların görüşüdür saygı duyarım ama kesinlikle o değildi.
Çünkü dublajda bazı cümleleri uzatmalar, garip vurgular, bugünkü gençliğe alay konusu olan ama bir yandan da vazgeçemeyip seyrettikleri Türk filmlerindeki o seslendirmeler, benim de başıma geldi. Halbuki benim eğitimim tiyatro! Ben diksiyon-fonetik dersi aldım. Ben sahnede Shakespeare oynadım. Hamlet oynadım ve sesimle yüzüm birleştiği anda seyirciyi etkileyebiliyordum. Rolümü kabul ettirebiliyordum. Sahneye çıktığımda tonlama kendi içinden çıkınca çok farklı oluyor ve izleyicinize geçiyor. Ama bazılarının sesi çirkindir, vurgulaması ya da konuşması bozuktur. Onların dublaj yapması kadar doğru bir şey yok. Sinemadaki en büyük kaybımın bu olduğunu zannediyorum.”

Seksin dejenere tarafını öne çıkardılar

1980 sonrası aslında Türk sinemasının en çok tartışılan dönemi. Kartal Tibet o tarihe kadar anlatıyor kendi sinematografisini. O tarihte nokta koyuyor. Çünkü Türk sineması seks filmleriyle tanışıyor. Apolitize edilmek istenen gençlik için sineması salonları kullanılıyor. Ucuz pornografik sahnelerle içine ‘parça’ konulmuş filmler çekilmeye başlanıyor. Bugünün dahi birçok ünlüsü o filmlerde oynarken Kartal Tibet ve onunla aynı gelenekten gelen oyuncular köşelerine çekiliyor. O günleri de bir gün kendi belgeselinde kullanırız, diye anlatıyor:
“Seks filmleri furyası başladığı noktada ben mukavelelerimi feshettim ve benimle de çalışmak istemediler. Çünkü bazı sahneleri yapmamaya başladım. Bana ters geliyordu. Yani bu işi yapamayacağımızı ya da benim beceremeyeceğimi hissettim. Toplum olarak her şeyi dejenere etme noktasına getiren bir yaradılışımız var. Seksin o güzel tarafını değil de dejenere tarafını ön plana çıkaracağımızı fark ettim. Ve nitekim öyle de oldu, iyi ki girmemişim.”

Bir gün belgeselini yapmayı çok isterim Kartal Ağabey. Bugün sana olan borcumuzu bu yazıyla ödemeye başlayayım. Devamını mutlaka getiririz.

Beşiktaş-Fenerbahçe maçları!

O belgeselde de en güzel anınız Beşiktaş-Fenerbahçe maçları olacak. Sizden de Zeki Abi’den de (Ökten) dinlemiştim. Yapımcı Memduh Ün Beşiktaşlı. Yönetmen Kartal Tibet ve Zeki Ökten de Beşiktaşlı. E doğal olarak Kemal Sunal da Beşiktaş formasıyla sahaya çıkıp oynayacak.
Üst üste üç maç var, Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında. Futbol üzerine bir filmi çekmek için en iyi fırsat.
Ancak o ‘gerçek maçlarda’ Beşiktaş bir türlü gol atamıyor. Üstüne üstlük Fenerbahçe, Ali Kemal Denizci’nin golüyle maç bile kazanıyor.
Beşiktaş’ın o maçlarda atamadığı ama film icabı atması gereken golleri maçların devre arasında ve sonradan stat kiralayıp çektiğiniz günleri çok ama çok gülerek anlatacaksınız.
Benim payıma düşen de o maçları Gazhane tribününde seyreden bir velet olmaktı. O günün kahramanı sizlerle sonradan aynı masalara oturunca ayaklarım nasıl da titremişti anlatamam. Şimdi de yüreğimi titrettiniz.
Zeki Abi’ye de Kemal Abi’ye de bir selamım olsun sizin sayenizde.

Benzer Haberler