Aziz Nesin’siz 26 yıl: Türkiye susuyor, ben susamıyorum

6 Temmuz 2021 Salı

Aziz Nesin’siz 26 yıl: Türkiye susuyor, ben susamıyorum

Bugün yakın tarihimize yazar ve aydın kimliğiyle olduğu kadar mücadeleci kişiliğiyle de kendi rengini çalmış olan Aziz Nesin’in ölümünün 26. yıldönümü… Nesin kendisiyle yapılan son röportaj da, “Bütün bunlar olup bitiyor, Türkiye susuyor. Ben susamıyorum” demişti.

Aziz Nesin, 20 Aralık 1915’te Heybeliada’da doğdu. Babası Abdülaziz Bey Giresun’un Şebinkarahisar ilçesine bağlı Gölve köyünden gelerek İstanbul’a yerleşti ve bahçıvanlık yaparak geçimini sağladı. Subayken yazmaya başladığı için asıl adı Mehmet Nusret Nesin yerine ‘Aziz Nesin’ takma adını benimsedi. Öte yandan yazılarında Aziz Nesin yanında Ateş Sin, Ayşegül, Battal Bataner, Bedri Birdirbir, Falan, Daver Devletlü, Hakkı Haklar, Kerim Kihkih, Hasan Dene Gör gibi imzalar da kullandı.

İlkokulu Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi (1925), Darüşşafaka Lisesi, Vefa ve Davutpaşa Ortaokulu (1929), Çengelköy Askeri Ortaokulu’nda (1930) okudu. Kuleli Askeri Lisesi’ni (1935), Harp Okulu’nu (1937) bitirdi. Ayrıca Fen Tatbikat Okulu’nu bitirdi (1939). İstihkâm subayı oldu (l940). İki yıl İstanbul Güzel Sanatlar Akatlemisi’ne devam etti. Subaylıktan ayrıldı (1944).

Aziz Nesin edebiyata şiirle başladı (1944, Yenigün), bu dergide Vedia Nesin adıyla şiirler yayımladı. Karagöz ve Yedi gün’de redaktörlük ve Tan gazetesinde köşe yazarlığı yaptı (1945). Gazetenin kapatılması üzerine bakkallık, muhasebecilik, fotoğrafçılık, kitapçılıkla uğraştı. Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz’la birlikte Markopaşa (sonra Malumpaşa, Merhumpaşa) dergisini çıkardı. Bir yazı nedeniyle 10 ay hapis, 13 ay Bursa’ya sürgün cezası aldı (1947). Ayrıca Politzer’den yaptığı bir çeviri yüzünden de 16 ay hapse mahkûm edildi (1950). Hapisten sonra Akbaba , Dolmuş, Yeni Gazete (1955), Akşam (1958), Tanin (1960) Günaydın (1969), Vatan (1976-1978) gibi dergi ve gazetelerde gülmece öyküleri yayımladı. TYS’nin iki dönem (1977-1980), (1985-1988), genel başkanlığını yaptı. 1984’te askeri yönetime karşı sivil bir girişim olarak “Aydınlar Dilekçesi”nin hazırlanmasını sağladı. Daha sonra Demokrasi Kurultayı düzenledi, Demokrasiyi İzleme Komitesi’nin oluşması için çalıştı. Kurucularından olduğu Aydınlık gazetesinde yazmaya (1993) başladı.

1993 temmuzunda Sivas Madımak Oteli’nde 34 aydının yakıldığı ‘Sivas Toplukıyımı’ndan kılpayı kurtuldu. Ancak iki yıl sonra bir imza günü sonrası Çeşme’de kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Aziz Nesin, Kemal Tahir’le birlikte nedeni belli olmayan bir biçimde yanan Düşün Yayınevi’ni kurdu (1956). 1972’de Nesin Vakfı’nı kurdu. Türkiye’de ve başka ülkelerde yayımlanacak kitaplarının, oynanacak oyunlarının her türlü telif haklarını bu vakfa bıraktı. Bu vakfın amacı “her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye, ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini sağlayarak barındırmak, yetiştirmek” oldu. İlki 1976’da çıkan birkaç yıl yayımlanabilen Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı”nı yayımladı.

Dünyaca tanınan güçlü bir gülmece yazarı oldu. 120’nin üzerinde kitap yazdı. Ölümünden sonra yazdığı ama yayımlamadığı eserleri oğlu Ali Nesin tarafından yayımlanıyor. Aziz Nesin, çağdaş Türk gülmece edebiyatının kurucusu; öykücü, romancı, şair, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı, yayımcı, eğitimci, senaristtir. Tüm yaşamı yazı masasıyla matbaalar arasında geçen, toplumcu düşünceyi kitaplardan çok yaşamın acı deneylerinden öğrenen, bu acı deneyleri okurlarını güldürerek paylaşan, onları düşündüren yazardır. Aynı zamanda “gülümseten öfke”dir.

Demirtaş Ceyhun’un da bir kitabına verdiği adla “Çağımızın Nasrettin Hocası Aziz Nesin”dir. Aziz Nesin “Ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum” der. Bu, ömrü baskı, acı ve çileyle geçen yazarın simgesel anlatımıdır. O, yazı hayatına şiirle başlasa da onun dünyaca tanınan en büyük yönü gülmece yazarlığıdır.

Zekeriya Sertel onun BabIâli’ye gelişini şöyle anlatır: “Aziz Nesin, BabIâli’ye, savaşın son yıllarında gelmişti. İlk başvurduğu yer. Yedi gün dergisiydi. Bu derginin sahibi Sedat Simavi, benim çok yakın dostumdu. Bir gün bana bu yeni kabiliyetten söz açtı ve onu Babıâli’de eşi görülmemiş, değerli bir yazar olarak vasıflandırdı. Yedigün Aziz Nesin’e dar geliyordu.” Dar gelir, çünkü uzun yaşamak ve çok ürün ortaya koymak ister: “Belki de ben bu öyküleri yazabileyim diye bunca uzun yaşadım, salt bu öyküleri değil, bu romanları, bu oyunları, bu şiirleri yazabilmek için ve dünyayı karıştırıp düzeltmek ve güzelleştirmek umudu için…” 1945’lerden bu yana gülmece yazıları toplumumuzun her kesimine dalga dalga yayılan bir etkiye sahip oldu.

Eserlerinden anlattığı kişiler, yergiye elverişli tiplerdir. Bu gülmecenin son derece abartma götüren bir başka yanıyla birleşince, en çok okunan eserler ortaya çıktı. İşte bu yönleriyle Aziz Nesin, edebiyatımızın en çok yazan, en çok okunan yazarlarının başında gelir. Aziz Nesin gülmece anlayışını da şöyle açıklar: “Benim gülmecem, 1. Geleneksel Türk halk gülmecesinden kaynaklanır, 2. Toplumun sorunlarından esinlenir, 3. Çağdaş dünya insanlarının sorunlarını anlatır. Kısacası yaptığım, halk gülmecesidir.”

Halk gülmecesini de şöyle açıklar: “Bir işe yarayan, bir işlevi olan gülmece.” İşlevse, “İnsanları güldürme yoluyla düşündürmeye yarar. Demek bana göre gülmece bir araç, düşünmek amaçtır. Gülmecelerimle, okurlarıma şunu düşündürmek istiyorum: Yaşadığımız toplum ve bu toplumsal yapı adaletli değildir ve içinde bulunduğumuz koşullar da güzel değildir. Adaletsizliklerden, çirkinliklerden kurtulmak için, başta kendimiz olmak üzere, çevremizi, toplumumuzu, dünyamızı değiştirme özlem ve isteği yaratmak.” (Yetmiş Beşinci Yaşında Aziz Nesin, haz. Alpay Kabacalı, Tüyap 1990).

Bunun için de ne yaşarsa, onu yazar. Yaşamında boyun eğmeyen yanı eserlerine de yansır. Yazarlık serüveni eserlerinin içeriğiyle örtüşerek, onu evrenselliğe taşır. Aslında eserlerindeki gülmece öğesi olayın kendindedir. O nedenle de halk nerede komik bir olayla karşılaşsa, “Tam Aziz Nesin’lik olay” der.

SON RÖPORTAJ: TÜRKİYE SUSUYOR, BEN SUSAMIYORUM

Nesin, kendisiyle yapılan son röportaj da, “Hasta yatağınızdan kalkıp bu işe başladınız. Durum bu kadar vahim mi?” sorusuna “Çok. Şu anda hastaneden geldim. Doktorlar “heyecanlanma, sinirlenme, sorun yapma” dediler. Nasıl sinirlenmeyeceksiniz? Bütün bunlar olup bitiyor, Türkiye susuyor. Ben susamıyorum” diye yanıt vermişti.

Ayşe Metin’e konuşan Nesin’in sorulara yanıtları şöyleydi:

*Dünyada fundamentalizm tehlikesinin boyutu nedir? Sadece Türkiye’nin mi böyle bir sorunu var?

Aziz Nesin: Fundamentalizm çağımızda salt Türkiye’nin değil, dünyanın baş sorunu. Geçtiğimiz günlerde 60 kişinin toplu intihar olayıyla gördüğümüz gibi İsviçre’de, Avrupa’nın her ülkesinde, ABD’de, Japonya’da dinsel gericilik sürüyor. Körfez savaşının ABD’nin önderliğinde birkaç gün içinde bitirilmesine karşın Bosna-Hersek savaşının on yıldan beri sürmesi gizli bir Hristiyanlık fundamentalizmi olarak görülüyor. Filistin-İsrail arasındaki savaş da zaman zaman Musevi fundamentalizminin açık belirtileridir. Hindistan’da Budistlerin camileri yakmış olmaları ve daha bunun gibi davranışlar göze batıcı fundamentalist hareketler.

*İslâmi fundamentalizm tehlikesi hangi boyutta?

Dünyanın hemen her yerinde görülen bu fundamentalist hareketlerin en amansızı İslâm ülkelerinde görülüyor. Son yıllarda, İslâmi fundamentalizm bir dünya tehlikesi halini almıştır. Mısır, Cezayir, Sudan, Bangladeş sürekli olarak fundamentalizmle savaşım vermek zorunda olan tehlikeli bölgeler.

*Bu bağlamda Türkiye’nin durumu nedir?

Görüştüğüm Avrupalı aydınlar, kuruluşundan beri İslâm fundamentalizmi hegemonyası altında bulunan Suudi Arabistan’ı fundamentalistler arasında saymayıp salt İran’ı fundamentalist rejim altında görüyorlar. Bunun nedeni elbette bellidir. Dünyanın kısaca çizmeye çalıştığım bu çok tehlikeli durumunun içinde, Türkiye’nin yeri en tehlikeli noktalardan biridir. Türkiye’de İslâmi fundamentalizm günden güne azgınlaşıyor. Açıkça ve korkusuzca gerçekleri söylemek gerekirse, yıllardan beri parlamentolar fundamentalizmin daha da azgınlaşmasına uygun yasalar çıkarıyorlar, yasaları çıkaramadıkları zamanlarda böyle bir ortamı hazırlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Her hükümet bu yobazlık ve bağnazlık yolunda kendisinden öncekilerden geri kalmamak için bağnazca yöntemleri uygulamayı sürdürüyor. Bütün amaçları, halkı bağnazlığı özler durumlara düşürüp sonra da geri bıraktırdıkları halkın oylarına demokrasi diyerek sarılmak yoluyla, tam fundamentalist iktidarı elde etmek.

*Düzenlemeyi düşündüğünüz konferansın uluslararası boyutu nedir?

Şimdiye dek İsviçre’de, İsveç’te, Almanya’da, Avusturya’da ve ABD’de ilişkilerde bulundum ve her ilişkiden son kertede olumlu yanıtlar aldım. Bu ilişkilerin daha da genişletilerek yürütülebilmesi için böyle bir uluslararası örgütlenmeye hazır olduklarını bildirdiler.

*Türkiye’nin “gerçekçi, ilerici ve demokrat aydınlarına” her geçen günün yitirilmiş bir gün olacağını belirterek bir komite kurma çağrısında bulundunuz. Bu komitenin amacı ve işlevi ne olacak?

Önce Türkiye’de anti-fundamentalist bir ulusal komite kurmalıyız. Bu komiteye Türkiye’nin ayrıcalıksız ve gerçek demokrasiye inanmış bütün sivil toplum örgütleri, bütün demokratik örgütler, bütün meslek odaları ve benzeri bütün kuruluşların katılması düşünülmeli. Ulusal komite kurulduktan sonra, bütün dünyanın sivil toplum örgütlerine mektuplar yazarak bu girişimimizi anlatmalıyız. Bugüne dek edindiğim izlenime göre, böyle bir konferansa büyük bir uluslararası ilgi var.

*Konferansın nerede yapılmasını düşünüyorsunuz?

Böyle bir konferansın İstanbul’da yapılmasının sayısız yararları ortada ve açıktır. Gerek Türkiye’nin coğrafi durumu, gerek henüz resmen fundamentalist bir rejime girmemiş olsa bile, son yirmi-otuz yıldır sinsice ve hızla fundamentalizme sürüklenmesi nedeniyle konferans yeri olarak İstanbul düşünülmüştür.

*Hükümet böyle bir konferansın Türkiye’de yapılmasına izin verir mi sizce?

Hükümetin böyle bir konferansa müsaade etmemesi düşünülemez, çünkü müsaade etmemek yaklaşmakta olan fundamentalizmi kabul etmek demek olur. Umuyorum ki, hükümet de böyle bir konferansı –hem de istekle– kabul edecektir. Bununla birlikte, hükümetin izin vermemesi durumunda, uluslararası komitede konferansın alternatif bir yerde yapılması önerilecek.

*Bir tarih belirlendi mi?

Değişebilir de olsa, olası tarihini şimdiden saptamamız gerekir. Bu konferansı iyi, düzenli ve hızlı bir çalışmayla, 1996 yılının güzünde düzenleyeceğimize inanıyorum.

*Finans kaynağını nasıl bulacaksınız?

UNESCO milli komiteleri, PEN kulüpleri, yazar birlikleri, yayıncı birlikleri gibi kuruluşlar komitenin doğal üyeleri olduklarından işbu konferansın finans kaynağının elde edilmesi kolay olacaktır.

*Hasta yatağınızdan kalkıp bu işe başladınız. Durum bu kadar vahim mi?

Çok. Şu anda hastaneden geldim. Doktorlar “heyecanlanma, sinirlenme, sorun yapma” dediler. Nasıl sinirlenmeyeceksiniz? Bütün bunlar olup bitiyor, Türkiye susuyor. Ben susamıyorum.

*Anayasa değişikliği çalışmalarında Refah Partisi’nin tutumunu nasıl yorumluyorsunuz?

Refah Partisi ile öbür partiler arasında ana konularda fark göremiyorum. CHP için de, DYP için de arada fark görmüyorum. Aynı çizgi içinde değişik nüanslar var.

ESERLERİ

Öykü:

Geriye Kalan (1948),
İt Kuyruğu (1955),
Yedek Parça (1955),
Fil Hamdi (1955),
Damda Deli Var (1956),
Koltuk (1957),
Kazan Töreni (1957),
Toros Canavarı (1957),
Deliler Boşandı (1957),
Mahallenin Kısmeti (1957),
Ölmüş Eşek (1957),
Hangi Parti Kazanacak (1957),
Havadan Sudan (1958),
Bay Düdük (1958),
Nazik Alet (1958),
Gıdıgıdı (1959),
Aferin (1959),
Kördöğüşü (1959),
Mahmul ile Nigâr (1959),
Gözüne Gözlük (1960),
Ah Biz Eşekler (1960),
Yüz Liraya Bir Deli (1961),
Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1971),
Biz Adam Olmayız (1972),
Sosyalizm Geliyor Savulun (1965),
İhtilâli Nasıl Yaptık (1965),
Rıfat Bey Neden Kaşınıyor (1965),
Yeşil Renkli Namus Gazı (1965),
Bülbül Yuvası Evler (1968),
Vatan Sağolsun (1968),
Yaşasın Memleket (1969),
Büyük Grev (1978),
El ayvan Deyip Geçme (1980),
70 Yaşım Merhaba (1984),
Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984),
Maçinli Kız İçin Ev (1987),
Nah Kalkınırsın (1988).

Roman:

Kadın Olan Erkek (1955),
Gol Kralı Sait Hopsait (1957);
Erkek Sabahat (1957),
Saçkıran (1959),
Zübük (1961),
Şimdiki Çocuklar Harika (1967),
Tatlı Betüş (1974),
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977) ,
Surnâme (1976),
Tek Yol (1978) .

Anı:

Bir Sürgünün Hâtıraları (1957) ,
Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. bölüm 1966, 2. bölüm 1976),
Poliste (1967),
Yokuşun Başı (1982),
Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987),
Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990).

Masal:

Memleketin Birinde (1953)
Hoptirinam (1960)
Uyusana Tosunum (1971)
Aziz Dededen Masallar

Taşlama:

Azizname (1970)

Fıkra:

Nutuk Makinası (1958)
Az Gittik Uz Gittik (1959)
Merhaba (1971)
Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982)
Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985)
Korkudan Korkmak (1988)

Gezi:

Duyduk Duymadık Demeyin (1976)
Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)
Oyun:

Biraz Gelir misiniz (1958)
Bir Şey Yap Met (1959)
Toros Canavarı (1963)
Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968)
Çiçu (1970)
Tut Elimden Rovni (1970)
Hadi Öldürsene Canikom (1970)
Beş Kısa Oyun (1979)
Bütün Oyunları (Adam Yayınları)(1982)

Şiir:

Sondan Başa (1984)
Seviye On Ölüme Beş Kala (1986)
Kendini Yakalamak (1988)
Hoşçakalın (1990).

Mektup:

Aziz Nesin-Tahsin Saraç Mektuplaşmaları (ö.s. 1995)
Aziz Nesin-Ali Nesin Mektuplaşmaları, Canım Oğlum, Canım Babacığım, (2 cilt, Adam Yayınları, ö.s. 2002)

Konuşma:

İnsanlar Konuşa Konuşa (1988)
Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)

Antoloji:

Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973),

Deneme:

Sivas Acısı (1995)
Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)
Sizi Memlekette Eşek Yok mu? (1995)
Okuduğum Kitaplar (2001)

Diğer:

Böyle Gelmiş Böyle Gitmez III-Yokuşun Başı, Özyaşamöyküsü insanlar (ö.s. 1995),
Mum Hala I, Günce (ö.s. 1995),
Bir Takım Azizlikler, Oyun (ö.s. senaryo: Genco Erkal, 1997),

Yurtiçinde ve yurtdışında aldığı ödüller, plaketler:

Devrek Baston ve Kültür Festivali Plaketi; 1956,
Altın Palmiye, birincilik (İtalya); 1957,
Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen’den bir ödül;1958,
İtalya’da yapılan Salon Gülmece Yarışmasında gümüş kupa (kendisinden habersiz sokulmuş yarışmaya);1959,
Gazeteciler Cemiyeti Fıkra Ödülü, birincilik; 1966,
Altın Kirpi, birincilik (Bulgaristan); 1968,
Karacan Karagöz Oyunları Yarışması, birincilik; 1969,
Altın Krokodil, birincilik (Moskova); 1970,
TDK Oyun Ödülü; 1975,
Lotüs Ödülü (Asya-Afrika Yazarlar Birliği); 1977,
Basın Şeref Kartı; 1984.
TYS davası arkadaşları 70. yaş armağanı; 1984,
Erkekçe başarı ödülü, Tülsüyü Sevmek öykü dalında en başarılı eser; 1986,
Tüyap Halkın Seçtiği Yılın Yazarı Ödülü; 1989,
Beyoğlu Güzelleştirme ve Koruma Demeği Ödülü; 1989,
Karşıyaka Belediyesi, Dünya İnsan Hakları Günü Plaketi. 1989,
Bilgisayar Çocuk Kulübü; 1990,
Tolstoy Altın Ödülü;1990,
Viyana Tiyatro Ödülü; 1991,
Rüştü Koray Armağanı; 1991,
Fransa devletinin verdiği Şövalyelik nişanı.1991,
Mülkiyeliler Birliği Demokrasi Ödülü; 1991,
KETSAV ödülü. 1992,
Babaeski Tarım Festivali plaketi;1992,
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü ve altın madalyası; 1992,
Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü; 1992,
Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları Ödülü; 1992,
Gazeteciler Cemiyeti, Şükran Madalyası; 1992-1993,
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Onur Ödülü; 1993,
Carl Von Ossietzky Ödülü; 1993,
Dionysos Şiir Ödülü; 1994,
CPJ International Press Freedom Award (ABD); 1994,
Tüyap, I. Ankara kitap fuarına katkılarından dolayı plaket; 1994,
İnsan Hakları ödülü; 1994,
26. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu, Sanat İnsanları-1 Aziz Nesin, Başarı Ödülü; 1995,
Orhan Apaydın Demokrasi ve Barış Ödülü; 1995,
Hiroşima Vakfı Ödülü.

SOSYAL MEDYADA ANILDI

Nesin, sosyal medyada da anıldı. Birçok kullanıcı Nesin’in eserlerinden alıntılar yaparak, usta yazarı andı:

Benzer Haberler