AİHM gözüyle parti kapatma davaları

5 Nisan 2021 Pazartesi

Strasbourg’ta 40 yıla yakın bir süre önce başlayan gazeteciliğimin heyecanlarından birini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM), Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin (TBKP) kapatılması davasını izleme sürecinde yaşamıştım. TBKP davası, 1987’de AİHM’in yetkisini tanıyan Türkiye’nin karşısına çıkan ilk davaydı. Heyecanla takip etmiştim.

12 Eylül darbesinin ardından yurtdışına giden ve Kasım 1987’de partilerinin TBKP adı altında birleşme kararı alması üzerine partinin yasal kuruluşunu gerçekleştirmek amacıyla Türkiye’ye dönen TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın ve TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) TBKP’yi kurdular.

Yargıtay Başsavcılığı’nın 14 Haziran 1990 tarihli iddianame ile açtığı dava sonucunda, 16 Temmuz 1991 tarihinde başkan Yekta Güngör Özden, Başkanvekili Güven Dinçer ve üyeler Servet Tüzün, Mustafa Şahin, İhsan Pekel, Selçuk Tüzün, Ahmet Necdet Sezer, Erol Cansel, Haşim Kılıç ve Yalçın Acargün’den oluşan Anayasa Mahkemesi tarafından “sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini kurmayı”, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçladığı” ve “kullanılmasına yasal olanak bulunmayan bir adla kurulduğu ve kapatılan bir siyasi partinin devamı olduğu” gerekçeleriyle oybirliğiyle kapatıldı.

Ve dava AİHM’e gitti.

Dava, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 11. maddesi çerçevesinde görüldü. AİHS’nin 11.maddesinin birinci fıkrasında tanınan “toplantı” ve “dernek kurma” özgürlükleri mutlak değil. Bu nedenle özgürlüklerin ikinci fıkrada yer alan meşruluk koşullarına uyumlu olması büyük önem taşıyor.

AİHS’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasının hükmü, “ulusal güvenlik”, “kamu güvenliği”, “kamu düzeninin sağlanması,” “suçun işlenmesi,” “sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması” nedenleriyle özgürlüklerin kısıtlanabileceğini benimsemiş ancak, kısıtlama sebeplerinin, “demokratik toplum” kriterlerini ihlal etmemesi gerektiği belirtilmiştir.

Siyasi parti kapatma davalarında önemli bir Sözleşme hükmü de 10. maddede yer alır. Bu maddeye göre, “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritesinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.”

Sonuç olarak gazeteciliğimin ilk yıllarında heyecanla izlediğim davada AİHM, TBKP’nin daha faaliyetlerine başlayamadan kapatıldığını, kapatma gerekçesinin, partinin gerçek hedeflerini ve yöneticilerinin gerçek niyetlerini yansıtan hiç bir somut veriye dayanmadığını, sadece partinin tüzüğünün temel alındığını, bir partinin kendisine verdiği adın, tek başına, kapatılma gibi radikal bir tedbiri haklı gösteremeyeceği yorumunu yaptı.

AİHM şu önemli tespiti de gerekçesine ekledi: “Demokrasinin temel özelliklerinden birisi bir ülkenin karsılaştığı sorunları, -taciz edici olsalar da- şiddete başvurmaksızın diyalogla çözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. TBKP’nin derhal ve nihai olarak kapatılması gibi radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göre orantısızdır ve demokratik bir toplumda gerekli değildir. Sonuç olarak bu karar, sözleşmenin 11. maddesini ihlal etmiştir. ”

Daha sonra AİHM’in önüne Türkiye’den onlarca ‘Parti Kapatma Davası’ -islamcı ve kürt partisi olma nedenleriyle- geldi. Refah Partisi hariç, diğerlerinin tümünde ihlal buldu. Çünkü Anayasa Mahkemesi ile AİHM arasında hep ‘yorum farkı’ dikkat öne çıktı. Ancak esas olan AİHM’in yorumuydu.

Anayasa Mahkemesi parti kapatma davalarında,”bütünlük ilkesi”ne mutlak üstünlük tanırken; çoğulculuk öğesini, dolayısıyla demokratik toplum kavramını geri plana itti. Bu görüş, AİHM’in demokratik toplum kavramına yüklediği anlama tamamen ters düştü. AİHM tüm kararlarında, çoğulculuk ilkesini demokratik toplumun olmazsa olmaz koşulları arasında saydı. Siyasi partilerle ilgili olarak belirleyici olan demokrasi; ölçü ise, partilerin hedefleri ve eylemleri oldu. AİHM, siyasi partileri demokrasinin işleyişi açısından vazgeçilmez kabul eden, ülke sorunları karşısında çözüm bakımından farklı görüşler üreten, farklı toplum kesimlerinin isteklerini yansıtan kuruluşlar olarak gördü. Buna bağlı olarak; siyasi partilere geniş güvenceler tanınmasından ve ciddi bir zorunluluk olmadan bu güvencelerin ortadan kaldırılmamasından yana kararlar aldı.

Türkiye’de parti kapatma döneminin bittiğini düşünürken, 13 yıl sonra bir kez daha karşımıza çıkan bu davaya, AİHM gözüyle bakmakta yarar var.